Türklerin büyük sürgünü:150 yılda yaÅŸanan acılar, ‘Sürgün ve Ölüm’ belgeseliyle ilk kez gün yüzüne çıkıyor.
Türklerin büyük sürgünü GÜLİZAR BAKİ
http://cumaertesi.zaman.com.tr/?bl=8&hn=5140
Yüzyıllar boyunca vatan edindikleri topraklardan bin bir türlü iÅŸkence ve zorlukla uzaklaÅŸtırılan, yollarda milyonlarcası ölen Türklerin son 150 yılı büyük acılarla dolu. Bu büyük sürgün sırasında 5,5 milyon Türk ve Müslüman hayatını kaybetti. 10 milyona yakını evinden, yurdundan oldu. 150 yılda yaÅŸanan acılar, ‘Sürgün ve Ölüm’ belgeseliyle ilk kez gün yüzüne çıkıyor. Türklerin baÅŸta Balkanlar olmak üzere Kafkasya, Kırım ve DoÄŸu Türkistan’dan tehciri, ilk kez bu kadar kapsamlı bir çalışmayla dile geliyor. ‘Sürgün ve Ölüm’ adını taşıyan belgeselde, Osmanlı’nın son 150 yıllık döneminde soykırım, baskı ve iÅŸkence yapılarak göçe zorlanan insanların dramı anlatılıyor. Ahmet Okur’un yönettiÄŸi belgesel filmin senaryosu Cemil Yavuz’a, müzikleri Ali Otyam’a ait. Üç yılda 130 kiÅŸilik ekiple çekilen film için özel araçla Yunanistan, Bulgaristan, Makedonya, Kosova, Sırbistan, Hırvatistan, Bosna-Hersek, Romanya, Ukrayna, Kırım, Avusturya, Moldova ve Macaristan’da 114 bin km yol kat edildi. 13 ülke, 53 ÅŸehir ve 169 köyde çekimler gerçekleÅŸtirildi. 9 bölümden oluÅŸan belgesel için göçü yaÅŸayan 350 kiÅŸiyle röportaj yapıldı. Aralarında Prof. Dr. Kemal Kapat, Prof. Dr. Yusuf HamzaoÄŸlu, Prof. Dr. Yusuf HalaçoÄŸlu ve Prof. Dr. Mehmet Saray gibi isimlerin bulunduÄŸu birçok bilim adamının görüşüne baÅŸvuruldu.
93 Harbi, Balkan SavaÅŸları ve I. Dünya Savaşı... Osmanlı, bu savaÅŸlarda yenilmekle kalmadı; çok önemli toprak kayıpları yaÅŸadı. Bu toprak kayıpları da toplumsal travmaları getirdi. Üç kıtada hüküm süren Osmanlı, Rumeli’yi yani Balkanlar’ı kaybetmenin ızdırabını hissetti en çok da... Balkanlar’dan tehcir edilen insanların yaÅŸadığı acılar, üzerinden bir asırdan fazla zaman geçmesine raÄŸmen hâlâ hissediliyor. Göç aslında Türk insanına çok yabancı bir kavram deÄŸil; bu, vatanlarından zorla sürülmenin acısı...
YaÅŸadıkları topraklarda baskı ve zulum gördükleri için göç etmek zorunda kalan milyonlarca Türk ve Müslüman Anadolu’ya sığındı.
--------------------------------------------------------------------------------
Göç rüzgârı ilk Kırım’dan esti 1349’da Rumeli’ye ayak basan Osmanlılar için 1683’te Viyana KuÅŸatması’ndan sonra tehlike çanları çalmaya baÅŸlamıştı. Bu kuÅŸatmadan yaklaşık 100 yıl sonra 1774’te Kırım kaybedildi. Sadece 1783-84 tarihleri arasında 80 bine yakın Kırımlı, Kırım’dan kaçarak Osmanlı’ya sığındı. 19. yüzyıl Osmanlı için felaketler yüzyılıydı. 1856-1864 yılları arasında yaklaşık 500 bin Kafkas Müslüman da Osmanlı topraklarına göç etti. 1864’ten sonrasını da sayarsak bu ÅŸekilde Kafkasya’dan göçe zorlanan 1 milyon 200 bin Kafkasyalıdan ancak 800 bin kadarı Osmanlı topraklarına ulaÅŸabildi. Ama asıl büyük göç ya da sürgün 93 Harbi olarak bilinen 1877-78 savaşından sonra yaÅŸandı. Balkanlar’da sonuç felaketti. Balkan savaşında 1 milyon 253 bin insan muhacir durumuna düşmüş, 261 bin 937 kiÅŸi yani eski nüfusun yüzde 17’si katledilmiÅŸ ya da sürgünlerde ölmüştü. SavaÅŸtan önce Rumeli’de 2 milyon 315 bin Müslüman nüfus yaşıyordu. SavaÅŸlar ve göç yollarında bu insanların 632 bini hayatını kaybetti. Sonuçta Balkanlar’da kalan Türk nüfusu bir milyon 445 bine düştü. Hakimiyet kurduÄŸu yerlerde asimilasyon yerine insanî bir politika izleyen Osmanlı, doÄŸduÄŸu topraklara kaÄŸnıların üzerinde geri dönüyordu.
Kafkaslar ve Balkanlar’da yaÅŸanan acılardan yıllar sonra DoÄŸu Türkistan’da da Rusya ve Çin’in baskısından ve iÅŸkencesinden bunalan Türkler zorunlu bir göç yaÅŸadı. Daha doÄŸrusu anavatanını terk etmek zorunda kaldı. DoÄŸu Türkistanlıların bir kısmı, 1930 ve 40’lı yıllarda ata topraklarını bırakarak, kafileler halinde insanlık tarihinin en zorlu yolculuklarından birine çıktılar. Kızgın çölleri, geçit vermez Himalaya DaÄŸları’nı aÅŸarak, savaÅŸa savaÅŸa, öle öle, azala azala Hindistan’a ulaÅŸtılar. Yola çıktıktan yaklaşık yirmi yıl sonra Menderes’in davetiyle Hindistan’dan Türkiye’ye geçtiklerinde sayıları milyonlardan sekiz yüz bine düşmüştü.
Türklerin yaÅŸadıkları acılar, 20. yüzyılın ortalarında bile devam etti. Daha önceki göçlerden dolayı sayıları bir hayli azalan Kırımlı Türkler ve Müslümanlar bu sefer Stalin’in zulmüne uÄŸruyordu. Stalin, 1944 yılında Kırım Türklerinin hepsini sürme kararı verdi. Bir gece vakti yataklarından kaldırılarak hazırlanmaları için sadece 15 dakika verilen bu zavallılar, yanlarında birkaç parça eÅŸya ile hayvan vagonlarına tıkıldılar. Yolda çoÄŸunluÄŸu hayatını kaybetti, hayatta kalabilenler ise Sibirya içlerine kadar götürüldüler.
Avrupa’da II. Dünya Savaşı’ndan sonra yeni rejimler kuruldu, ama Türklere ve Müslümanlara karşı tavır deÄŸiÅŸmedi. Burada yapılanlardan dolayı Türkler 1950 ve 1980’lerde büyük göç dalgalarıyla Türkiye’ye geldiler. 1989’da ise II. Dünya Savaşı’ndan sonraki en büyük göç dalgası yaÅŸandı. Bulgaristan’dan 313 bin Türk doÄŸduÄŸu toprakları terk edip Türkiye’ye geldi. 1990’lı yılların ortasında Bosna’da yüz binlerce Müslüman BoÅŸnak öldürüldü. Sadece BirleÅŸmiÅŸ Milletler’in koruması altındaki Srebrenitsa’da Sırplar 12 bin silahsız insanı vahÅŸice öldürdü. 2001 yılında da Müslüman Arnavutlar ve Kosovalılar sıkıntıya düştüler. Türkiye, hem onlardan göçmek isteyenleri kabul etti hem de güvenliklerini saÄŸlamak için askerî gücüyle oraya gitti.
Fakat geçtiÄŸimiz 150 yıllık süreçte, Osmanlı İmparatorluÄŸu’nun zayıflamasıyla baÅŸlayan göçler sırasında çok acılar yaÅŸandı. Ama maalesef yaÅŸananları ancak yaÅŸayanlar bildi. Dünya, Türklerin, onların akrabalarının ve diÄŸer Müslümanların çektiklerine kayıtsız kaldı. 1800’lü yılların başından günümüze kadar en vahÅŸi yöntemlerle öldürülen beÅŸ milyondan fazla insanımızın hesabını soran olmadı.
Åžimdi ise bugüne kadar hep içimizde ‘dindirdiÄŸimiz’ bu büyük acıyı, insanlık ayıbını dünya kamuoyuna anlatacak bir film var karşımızda. Zeytinburnu Belediye BaÅŸkanı Murat Aydın, yapımcılığını üstlendiÄŸi belgeseli Zeytinburnu’nda yaÅŸayan insanlara vefa borcu olarak görüyor. Çünkü Zeytinburnu, Balkanlar’dan, Kırım ve DoÄŸu Türkistan’dan binbir çileyle göç eden muhacirlerin kurduÄŸu bir semt. Sözde Ermeni soykırımına atfen “Son 150 yıllık tarihi incelediÄŸimizde en az yüzü kızaracak olan, hatta yüzü kızarmayacak olan bizleriz.” diyen Aydın, “O zamanlar dehÅŸetli savaÅŸlar yaÅŸanıyormuÅŸ, dolayısıyla herkes sıkıntı çekmiÅŸ. Ama en çok sıkıntı çeken Türkler ve Müslümanlar olmuÅŸ. Çok büyük acılar çekmiÅŸler.” diyor.
Balkanlar’dan ve Kırım’dan göç eden yüz binlerce muhacir İstanbul sokaklarını doldurmuÅŸtu. Sirkeci ve Zeytinburnu garlarının yanı sıra Tuzla, zorlu bir yolculukla gelenlerin konakladığı yerlerdi.
--------------------------------------------------------------------------------
Torunlar, geldikleri yeri tanımıyor Tüm bu bilgiler ve belgesel, akıllara, bu kara lekenin neden yabancı hatta Türk tarih kitaplarında hakkıyla anlatılamadığı, insanların vicdanlarında gereken yankıyı bulamadığı sorusunu getiriyor. Cevabı, belgesel için yüzlerce göçmenle ve uzmanla görüşen yönetmen Ahmet Okur veriyor: “Türkiye Cumhuriyeti’nin göçmenleri karşılama, yerleÅŸtirme, onlara sosyal imkanlar ve iÅŸ olanakları saÄŸlama açısından Osmanlı İmparatorluÄŸu’ndan çok daha baÅŸarılı olduÄŸu söylenebilir. Türkiye’dekiler göçmenlere kendi insanları olduÄŸu için hiçbir sıkıntı hissettirmemiÅŸ. Anlatılmamasının sebebi bu toplumsal dayanışma olmuÅŸ. Problem olmayınca yaÅŸananlar yeni nesil tarafından zamanla unutulmuÅŸ. Dedesinin, babasının göç hikayesini bilmeyenler var. Ama Yunanistan’a gidenler İstanbul’u ve Türkçeyi unutmamışlar. AraÅŸtırma için Yunanistan’daydım. Bir ÅŸey almam gerekiyordu, yoldan geçen bir kadına İngilizce almam gereken ÅŸeyi nereden bulabileceÄŸimi sormaya çalıştım. Kadın yüzüme baktı ve Türkçe olarak “Neden Türkçe konuÅŸmuyorsun?” dedi. Anne ve babası İstanbul’dan göç etmiÅŸler. O, Yunanistan’da doÄŸmuÅŸ; ama Türkçe konuÅŸmayı öğrenmiÅŸ. Buradan gidenler hâlâ oraya adapte olamamışlar. Ama Türkiye’de böyle bir sorun yok.” diyor. Sayı: 112 Bölüm: Aktuel
|