Buda’dan PeÅŸte’ye (2)
Buda’dan PeÅŸte’ye (2) NEDİM GÜRSEL Milliyet 22 Haziran 2008
BudapeÅŸte’yi tanıtan Batılı yazarlar Osmanlı yönetimindeki bu topraklarda yalnızca kan dökülmediÄŸini, örneÄŸin ÅŸiir ve musikinin baÅŸ tacı edildiÄŸini bilmiyorlar
Çelik putrelli taÅŸ köprülerin altından akan Tuna Nehri, BudapeÅŸte’yi ikiye ayırıyor. Arkadaşına gönder Sitene ekle Sayfayı yazdır 20 İmparatorluÄŸun ikbal günlerinde, yani Macaristan’ın sınırları Adriyatik kıyılarından Transilvanya’ya, Bohemya’dan KaradaÄŸ’a dek yayılırken parlamentosu da bu geniÅŸ coÄŸrafyaya egemen bir devlete yaraşır boyutlardaymış. Derken, bir gece içinde, hacmi ve görkemi olmasa da, milletvekili sayısı azalıvermiÅŸ. Macaristan nüfusunun beÅŸte üçünü kaybetmiÅŸ çünkü, bugünkü sınırlarının içine çekilirken soydaÅŸlarının bir kısmını Transilvanya, Sırbistan ve Hırvatistan topraklarında bırakmış. I. Dünya Savaşı yenilgisinin ertesinde bu ülkeyi Romanya, Sırbistan ve Çekoslavakya arasında paylaÅŸtıran Trianon anlaÅŸmasının günümüze dek uzanan siyasi sonuçları olduÄŸunu düşünüyorum. PeÅŸte’nin kenar mahallerinden birindeki otelimden çıkıp sıvaları yer yer dökülmüş, merkezde olmadıkları için çoÄŸunun cepheleri yenilenmemiÅŸ, komünizm yıllarını anımsatan ezici, taÅŸ yapılar boyunca yürüdükten sonra altı numaralı tramvaya bindim. Paris bulvarlarını anımsatan caddenin orta yerinden Tuna’ya doÄŸru hızla ilerledik.
Gül Baba’nın türbesi Lokantalarla şık kahveler, vitrinleri dolduran binbir çeÅŸit Macar salamlarıyla Fransa Kralı XIV. Louis’ye “Åžarapların kralı” dedirten, irili ufaklı ÅŸiÅŸeleri içinde canım Tokay ÅŸarapları geçiyordu camdan. Yalnızca ÅŸarapların kralı deÄŸil aynı zamanda bir kral ÅŸarabı da olan bu beyaz ÅŸarap, nehir kıyısında yediÄŸim gulaÅŸ çorbasından ibaret öğle yemeÄŸime eÅŸlik etti. Sonra meÅŸe ve kayın aÄŸaçlarıyla kaplı Margit Adası’nı karaya baÄŸlayan köprüden Buda’ya geçtim. Oradan da, Török Utza’yı (Türkler Sokağı) ardımda bırakıp yokuÅŸ yukarı tırmanmaya baÅŸladım. Türkiye Cumhuriyeti Kültür Bakanlığı’nın giriÅŸimi ve katkılarıyla onarılan Gül Baba’nın türbesindeydim az sonra. Efsaneye göre Kanuni Sultan Süleyman’ın daveti üzerine 1541 yılında kalkıp buralara dek gelen Gül Baba, Merzifon kökenli bir BektaÅŸi ÅŸeyhiymiÅŸ. Külahında gül taşıdığı için bu lakapla anılıyor. Ölümünden sonra, padiÅŸahın da hazır bulunduÄŸu cenaze namazını kıldıran Åžeyhülislam Ebussuud Efendi’nin izniyle bu tepeye gömülmüş. Misali mahlasıyla ÅŸiirler de yazan Gül Baba’nın türbesi, birkaç kaplıca ve hamamı saymazsak, bu coÄŸrafyada Türklerden kalan tek yapı.
Yok sayılan miras Mohaç Savaşı’ndan sonra 150 yıl Osmanlı egemenliÄŸinde kalan Buda’dan söz eden Fransızca rehberlerin neredeyse tümü bu dönemin Macar tarihinin en karanlık dönemi olduÄŸunu, kültür ve sanat alanında diÅŸe dokunur hiçbir ÅŸey yapılmadığını yazıyor. Anımsıyorum, bir zamanlar sosyalist olan Balkan ülkelerinde de benzer bir söylemle karşılaÅŸmıştım. Geri kalmışlıklarının nedeni olarak Osmanlı’yı görüyor, Türklerin buralarda bıraktığı kültür mirasını yok sayıyorlardı. Oysa Macar ulusal edebiyatının kurucusu, bu dilde yazan ilk ÅŸair Balint Balasi üzerine Edit Tasnadi ve Dursun Ayan’ın birlikte hazırladıkları bir kitap geçti elime. 16’ncı yüzyılda yaÅŸayan Balasi yalnızca İtalyan rönesansının deÄŸil, Osmanlı ÅŸiirinin de etkisinde kalmış. Türkçe bildiÄŸi, Türk halk ÅŸiiri tarzında ÅŸiirler de yazdığı anlaşılıyor. Hatta tasavvuf düşüncesine bir hayli aÅŸina. Ne var ki, genç yaşında Türklere karşı savaşırken ölmüş. BudapeÅŸte’yi tanıtan Batılı yazarlar Osmanlı yönetimindeki bu topraklarda yalnızca kan dökülmediÄŸini, Gül Baba’nın külahında taşıdığı barış güllerininin gönüllerde de açtığını, ÅŸiir ve musikinin baÅŸ tacı edildiÄŸini, örneÄŸin Budin PaÅŸası YahyapaÅŸazade Arslan PaÅŸa’nın Åžifalı mahlasıyla ÅŸiirler yazdığını, yakın çevresindeki Yahya Bey’in o devrin en önemli mesnevi yazarlarından biri olduÄŸunu bilmiyorlar. Biz de onlara bir türlü bu gerçeÄŸi anlatamıyoruz. 21’inci yüzyılın başında 450’nci doÄŸum yıldönümü kutlanan Belasi, Türkçe “Gerekmez Dünya Sensiz” ezgisine göre yazdığı ÅŸiirinde “ÅŸahane hazinem, güzel kokulu kırmızı gülüm” diye sesleniyor sevgilisine. Dileyen, rengini kandan deÄŸil aÅŸktan alan o gülü Gül Baba’nın türbesinde bugün de görebilir.
|