Dr. Mustafa Çeriç (Ceriç)
Modern Müslümanların yeni starı 28 Eylül 2008 Ersin KALKAN ekalkan@hurriyet.com.tr 28 Eylül 2008 Dr. Mustafa Çeriç (Ceriç) İslam dünyası için çok önemli bir isim. Dünyanın dört bir yanındaki Müslüman din adamları için yeni bir kutup yıldızı gibi. El Ezher’den Oxford’a İslam ve doÄŸu üzerine araÅŸtırma yapan akademisyenlerin uÄŸramadan geçemeyeceÄŸi bir istasyon. Dünya barışına yaptığı katkı ve hoÅŸgörü kültürünün yayılması yönündeki gayretlerinden dolayı BirleÅŸmiÅŸ Milletler EÄŸitim Bilim ve Kültür TeÅŸkilatı UNESCO 2003’te ona Barış Ödülü’nü verdi. Britanya İslam Sosyal Bilimleri Kurumu, dinler arası diyaloÄŸa yaptığı katkıdan dolayı ödüllendirdi. 2007’de Tony Blair Vakfı’na ÅŸeref üyesi olarak davet edildi.
Modern Müslümanların yeni starı Çeriç
Bildik din adamlarından deÄŸil. Dostoyevski’den de referans veriyor, Bakara Suresi’nden de. Aynı konuÅŸmanın içinde Buhari’den de alıntı yapıyor Max Weber ve Toynbee’den de. Müslüman ilahiyatçıların katıldığı çok ciddi bir toplantıda konuÅŸmasına, "Beni dinlemeye mecbursunuz, yoksa biz müftüyüz, fetvayla zorla dinletiriz!" esprisini patlatarak baÅŸlıyor.
Mayıs 1993’te yani savaşın en hararetli zamanlarında Kuala Lumpur’dan Bosna’ya geldi. Aliya İzzetbegoviç Bosna’nın kurtuluÅŸ mücadelesinin siyasi önderliÄŸini yaparken, Mustafa Efendi ise manevi lideri oldu. SavaÅŸ sırasında Sırplar Ali PaÅŸa Camii’nin minaresini bombaladılar. Mustafa Çeriç, "Bir Müslüman asla kilise ve sinagogların tek bir taşına dokunmayacak. Çünkü onlar da Allah’ın evidir" diyerek Bosna’daki kiliselerin ayakta kalmasını saÄŸladı.
2000 yılında BirleÅŸmiÅŸ Milletler’in düzenlediÄŸi New York’taki Dünya Barışı Zirvesi’ndeki konuÅŸmasına, Çin’in itirazı üzerine toplantıya katılamayan Dalay Lama’ya destek vererek baÅŸladı. Zirveye katılan bütün dini liderlerin kadın-erkek eÅŸitliÄŸini kabul ettiklerine dair bir bildirgeyi imzalamalarına öncülük etti.
Kendi deyimiyle Türk Müslümanlığı ile Chicago’da okuduÄŸu yıllarda karşılaÅŸtı. Fakat Türklerle asıl yakınlaÅŸması Türkiye’ye geldiÄŸi 1986 yılında oldu. "Çağımızın yaÅŸayan en büyük alimlerinden biri" dediÄŸi Prof. Dr. Ekmelettin İhsanoÄŸlu’ndan çok etkilendi. Diyanet İşleri eski BaÅŸkanı İhsan YazıcıoÄŸlu ile de temas kurdu. Mustafa Efendi, Mayıs 2008’de Brüksel’de toplanan Avrupa BirliÄŸi (AB) Troyka’sının karşısında yaptığı konuÅŸmayla dikkatleri yine üzerine çekti. AB Komisyonu BaÅŸkanı Jose Manuel Barroso, dönem BaÅŸkanı Slovenya BaÅŸbakanı Janez Jansa ve Avrupa Parlamentosu BaÅŸkanı Hans-Gert Pöttering’den oluÅŸan AB Troykası, Hıristiyan, Yahudi ve Müslüman temsilcilerle bir araya gelerek iklim deÄŸiÅŸikliÄŸi ve kültürlerarası uzlaÅŸmayı tartışıyordu. Bosna BaÅŸmüftüsü Mustafa Çeriç, "AB Türkiye’yi almakta tereddüt etmemeli ve gecikmemeli. İslam’ın Avrupa’nın parçası olduÄŸunu göstermeli" dedi.
Utah Üniversitesi’nde çalışan din sosyoloÄŸu Hakan Yavuz "Yeni nesil İslami burjuvazinin modeli Bosna Hersek’teki İslam, din adamı da Müftü Mustafa Çeriç" demiÅŸti. İşte Türkiye’deki Müslüman entelektüelleri de çok etkileyen Mustafa Çeriç’i Saraybosna’da ziyaret ettik.
El Ezher’de de eÄŸitim gördünüz, Chicago Üniversitesi’nde de. Bu iki üniversite arasındaki farklar nelerdi?
-El Ezher yaklaşık bin yıllık bir üniversite. Çok eski bir akademi. Chicago da çok köklü bir üniversite. Bu iki ünivesitedeki en önemli fark ÅŸu: El Ezher’de sorulacak soruların içinde zaten cevaplar da mevcuttur. Çünkü bizden önce gelenler bütün soruların cevabını çoktan vermiÅŸtir. Bize düşen ise bu sorulara verilmiÅŸ cevapları öğrenmekten ibarettir. Chicago’daki eÄŸitim felsefesinde ise, insan aklı varoldukça yeni sorular gündeme gelir. Eski sorulara da yeni cevaplar bulmak her zaman mümkündür. Bizden öncekilerin aklı uhrevi bir akıl olmadığına göre, Allah bize de aynı aklı ve fikri ihsan ettiÄŸine göre, eski ya da yeni sorulara biz de cevaplar verebiliriz. Buna hem hakkımız vardır hem de böyle bir özgürlüğümüz. Chicago Üniversitesi’nde sorular gayet açıktı ama bu soruların mutlak yanıtı yoktu. Çünkü teoloji ve felsefede, aslında tüm bilimlerde kesinliÄŸin baÅŸladığı yerde hayat biter. El Ezher’de ben hazır cevaplar alıyordum ama Chicago’da sorularımın cevaplarını kendim bulmak zorundaydım. Ben bir Müslüman olarak ÅŸimdi daha iyi anlıyorum ki Chicago’da verilen eÄŸitim Müslümanlara verilmesi gereken gerçek eÄŸitimdir. Müslümanların ÅŸimdi her zamankinden çok böyle bir eÄŸitime ihtiyacı var.
El Ezher’de hiç mi bir ÅŸey öğrenmediniz?
-Hayır öyle deÄŸil, zaten Chicago’da El Ezher’in hakkını da teslim ediyorlar ve bu okula da çok saygı duyuyorlar. Şöyle ki, ben aslında Chicago’ya master için baÅŸvurmuÅŸtum. Onlar benim El Ezher’de bitirdiÄŸim bölümü öğrendiklerinde "siz aslında master seviyesini aÅŸmışsınız, doktora programına dahil olun" dediler.
Peki siz Bosna’da medreselerde nasıl bir dini eÄŸitim veriyorsunuz?
-Ben şimdi öğrencilere ders verilirken balığı hazır ve pişirilmiş bir şekilde önlerine koymaktansa onlara balığın nasıl tutulacağını öğretmekten yanayım ve buradaki medreselerde de bunu uygulatıyorum. Yani önce nehre gitmeniz ve nehrin kıyısında sabırla beklemeniz gerekiyor, sonra da suya girip balığı yakalamalısınız. Müslümanlar bu şekilde yapmadıkları müddetçe hiçbir zaman ileriye gidemezler.
Nakil ve akılla ilgili bir noktada duruyoruz şimdi anladığım kadarıyla. Aklın ne kadar yetkisi vardır size göre naklin karşısında?
- Bizim mezhebimize (HanefiliÄŸe) göre dinde deÄŸiÅŸtirilemeyecek bazı ÅŸeyler vardır. Ama bunlar farklılaÅŸabilir, çeÅŸitli hallere bürünebilir. Bunu su gibi düşünün. Suyu sadece su olarak da kullanabilirsiniz ya da H2O’yu muhafaza ederek onu buz haline de getirebilirsiniz, gaz haline de. Din de böyledir aslında. Bir formülü vardır, ama halleri ortama ve koÅŸullara göre deÄŸiÅŸebilir. İmam el-Matüridi’ye göre (10. yüzyılda Semerkan yaÅŸamış önemli düşünürlerden biri) nakil yanında akla da büyük önem vermiÅŸ ve hepimizin önünü açmıştır. Biz ÅŸimdi daha iyi anlıyoruz ki İslam alemi dogmaların alanını geniÅŸletip aklın önünü kestiÄŸinde gerilemiÅŸ, bunun aksi olduÄŸunda ise ilerlemiÅŸtir. Tarih bize bunu defalarca kafamıza vura vura öğretti.
Burada farklı bir Müslümanlık yaşanıyor. Giyim kuşam konusunda da farklı buradaki Müslüman kadınlar. Örtünmenin altı pek fazla çizilmiyor.
- Biz kadın ve erkeğin yaratılıştan eşit olduğuna inanırız. Çünkü hepimiz neticede bir anneden yani Havva anadan geliyoruz. Kadın ne kadar ilerlerse Müslümanlar da o kadar ilerler.
Kadınların örtünmesi konusundaki farklı uygulamalara ne diyorsunuz?
-Devlet bu alana girmemeli. Ne örtünme zorunluluÄŸu getirmeli ne de baÅŸlarını açması için zorlamalı kadınları. İran da yanlış yapıyor Türkiye de. Aslında buradaki sorun laiklikle ilgili. Biliyorsunuz, iki çeÅŸit laiklik anlayışı var. Biri Fransız kökenli olan sekülerlik, diÄŸeri de Amerikan laisizmi. Fransızlar devletle din iÅŸlerini ayırmışlar ama dinin nasıl yaÅŸanacağını ÅŸekillendirmiÅŸler. Burada devletin dini alana müdahalesi var. Amerika’da ise ne din devlete karışır ne de devlet dinin alanına girer.
Sizin ailenizde tesettür bir sorun oluyor mu?
-Eşimin başı örtülü ama iki kızım var, ikisinin de başı açık. Ben onlara örtünme konusunda hiçbir baskı ya da telkinde bulunmadım. Ben öyle örtülüler gördüm ki yarı çıplak dolaşanlardan daha günahkardılar. Öyle açık kadınlar gördüm ki melek gibiydiler. Hülasa başın üstündekiler değil içindekiler önemlidir...
Hoşgörüyle ilgili mesajlar veriyorsunuz sürekli. Bunun bir etkisi oluyor mu?
- Bakın, dünyada başka dinlerle bir arada yaşadığımız gerçeğini mutlaka kabul etmeliyiz. Eğer Allah hepimizin aynı dinden olmasını murad etseydi, öyle olurdu. Sadece hoşgörü değil karşılıklı kabulden de söz ediyorum. Hoşgörü kelimesi, yüksekte duranın altlarda kalana bir ihsanı gibi duruyor biraz. Çok önemli mesafeler katettiğimize inanıyorum bu konuda.
SİYASİ İSLAM’A YAKIN TÜRK POLİTİKACILAR VE ENTELEKTÜELLER SIK SIK ONU ZİYARET EDİYOR
Dr. Mustafa Çeriç, son dönemde Türkiye’de çok büyük bir ilgiyle karşılanan bir ulema. Hem eski hem de ÅŸimdi Diyanet İşleri BaÅŸkanları Mustafa Efendi’nin fikirleri ve uygulamalarıyla yakından ilgilendiler. Dr. Çeriç’in dergahı siyasi İslam’a yakın politikacıların uÄŸrak yeri. Cuma namazlarını Gazi Hüsrev Bey Camii’nde kıldırıyor. Biz oradayken cuma namazı sırasında AKP Amasya Milletvekili Akif Gülle ile karşılaÅŸtık. Çıkışta sohbet ettiÄŸimiz Gülle, Çeriç’in Müslüman dünya için bir ışık olduÄŸunu söyledi. Entelektüel Müslümanların çoÄŸu da aynı görüşte. ÖrneÄŸin Akif Emre, Mustafa Efendi’nin "Avrupa Müslümanlar için dar’ul harp deÄŸil dar’ul sulh alanıdır" baÅŸlıklı görüşünü Türkiye’de tartışmaya açtı. Yine aynı çevrelerden Hakan Albayrak, Bahadır Celal İslam, Alev Erkilet gibi isimler de Bosna BaÅŸmüftüsü’yle yakından ilgileniyor. BaÅŸbakanlık DışiÅŸleri BaÅŸ Danışmanı ve Uluslararası Stratejik İliÅŸkiler Uzmanı Prof. Dr. Ahmet DavutoÄŸlu, Dr. Mustafa Çeriç’in yakın ahbaplarından biri. Kadir TopbaÅŸ, Prof. Mim Kemal Öke ve Prof. Dr. İlber Ortaylı da Reis-ul Ulema’yı yakından tanıyorlar.
BİZ OSMANLI’DAN KOPTUKTAN SONRA ARAPLAÅžTIRILDIK, ŞİMDİ KÖKENİMİZE DÖNÜYORUZ
1878’de toplanan Berlin Kongresi’nden sonra Bosna-Hersek, Avusturya Macaristan İmparatorluÄŸu’na bırakıldı. Bu kongreden sonra ulemanın Türkçe okumaları yasaklandı. Biz bu yüzden Türkiye ve Türkçe’yi unuttuk. Arapça öğrenmeye, Libya, Ürdün ve Suudi Arabistan’a sempati duyulmaya baÅŸlandı. Anti TürkleÅŸtirildik. Bu süreç sonunda Araplaşır olduk. Son yüzyılda öğrendiÄŸimiz her ÅŸeyi Arap literatüründen aldık. Mustafa YazıcıoÄŸlu ve Ekmelettin İhsanoÄŸlu ile karşılaÅŸmam, kökenime dönmeme yardımcı oldu. Ben bundan sonra eski baÄŸlarımıza geri dönmemiz, kaynağımızdan su içmemiz gerektiÄŸini savunuyorum. Çünkü bizler teolojide Osmanlı kültür halkasının bir ferdiyiz. Åžimdi benden sonra gelen ulemanın mutlaka Türkçe bilmesi için çalışıyorum. Bu dil bizim kültür köprümüzü yeniden kuracak. Çünkü bizim sizden ve farketmiÅŸseniz sizin de bizden öğreneceÄŸiniz çok ÅŸey var...
Avrupa Başmüftülüğü kurulsun başına Çeriç geçsin, diyenler var
Mustafa Çeriç 1952’de Saraybosna yakınlarındaki Visoko köyünde doÄŸdu. Babası işçiydi. Annesi ise köklü bir BoÅŸnak ailesinden geliyordu. Çer, yeniçeri kelimesinden de hatırlanacağı gibi asker demek. Çeriç ise, askeroÄŸlu anlamına geliyor. Osmanlı döneminde Mustafa Efendi’nin ailesinden çok sayıda asker çıkmış. Visoko kozmopolit bir köy. Okulda ders veren KaradaÄŸlı Sırp hocalar, BoÅŸnak çocukların eÄŸitim hayatlarının fazla sürmemesi için ellerinden geleni yapmışlar. Bunun üzerine Mustafa Efendi, ilkokulun sonlarına doÄŸru kendini din eÄŸitimine veriyor. Gazi Hüsrev Bey Medresesi’ne kaydını yaptırıyor. BeÅŸ yıl süren bu eÄŸitimin ardından Yugoslavya ordusunda askerlik görevini tamamlıyor. Üniversite eÄŸitimi için Kahire’ye gidip El Ezher Üniversitesi’ne giriyor. Burada Arap Dili ve Edebiyatı eÄŸitimi gördükten sonra Bosna’ya geri dönüyor.
EL EZHER’DEN SONRA SIRA CHICAGO’DA
Mısır’dan dönünce 1978’de Tuzla yakınlarında Graçanisa köyünün imamı oluyor. GittiÄŸi bu köyde Azra Hanım’la evleniyor. Azra Hanım’ın kızlık soyadı Ahmetbegoviç. Bu ailenin soyu, bölgeye gönderilen ilk Türklerden Ahmet Bey’in soyundan geliyor. Büyük kızı Amina burada doÄŸuyor. 1981’de Chicago’daki BoÅŸnakların çoÄŸunlukta olduÄŸu İslam Kültür Merkezi’nde imamlık yapmak üzere ABD’ye davet ediliyor. Chicago Üniversitesi’nde eÄŸitimine devam etmek ÅŸartıyla bu teklifi kabul ediyor.
Chicago Üniversitesi’nde OrtadoÄŸu Dilleri ve Medeniyetleri AraÅŸtırması Bölümü’nde doktora yapmaya baÅŸlıyor. Burada ünlü İslam düşünürü Prof. Dr. Fazlul Rahman’dan dersler alıyor. Bu arada felsefe doktorası da yapıyor ve dört yılın ardından çifte doktor olarak mezun oluyor. OÄŸlu Kemal ve küçük kızı Adila da burada dünyaya geliyor. 1986’da Zagreb’deki İslam Merkezi’nin imamı olarak göreve baÅŸlıyor. İşte bu yıllarda ilk kez Türk diyaneti ve ilahiyatçılarıyla temas kuruyor.
BOSNA SAVAŞI SIRASINDA BAŞMÜFTÜ OLDU
Dört yılın ardından Kuala Lumpur Üniversitesi’nden gelen profesörlük teklifini kabul ederek Malezya’ya uçuyor. Fakat aradan bir yıl geçtiÄŸinde Bosna’da o trajik savaÅŸ baÅŸlıyor. O yılın sonunda eski baÅŸmüftünün önerisi ve ulema meclisinin oybirliÄŸiyle kendisine Bosna Hersek Reis-ul Uleması olduÄŸu bildiriliyor. Mayıs 1993’te Zagreb’e gelip Amerikan gücünün saÄŸladığı bir uçakla ateÅŸler içindeki Bosna’ya iniyor. Su, elektrik, yiyecek yok. Camilerin avlularında tabutlar bekliyor onu. Aliya İzzetbegoviç’ten sonraki ikinci hedef durumunda. Defalarca suikast kurtuluyor. KurÅŸunlara aldırış etmeden evleri, camileri, meydanları, köyleri dolaşıyor.
Nihayet bu berbat savaÅŸ sona eriyor. 1995’te imzalanan Dayton AnlaÅŸması gereÄŸi yedi yıl için BaÅŸmüftü olarak yeniden göreve geliyor. Daha sonra ikinci kez bu göreve seçiliyor. Görev süresi 2010’da bitecek. Kurallara göre yeniden aynı göreve talip olamayacak. Zaten artık üniversiteye dönüp felsefeyle haşır neÅŸir olmak istiyor. Ama Avrupa’daki Müslüman meclisleri, tüm kıtayı kapsayan ve AB’de temsil edilen bir Avrupa BaÅŸmüftüsü makamı oluÅŸmasını ve bu makama da Mustafa Efendi’nin geçmesini istiyor.
AMERİKAN COUNTRY MÜZİĞİNİ VE FATİH AKIN’I SEVİYOR
Reis-Ul Ulema Mustafa Çeriç’in sosyal hayatı da çok renkli ve çeÅŸitli. Tam bir sinema tutkunu. Balkan ve İtalyan sinemasını çok seviyor. Temmuz ayında yapılan Uluslararası Saraybosna Film Festivali’nde gösterilen 62 filmin tamamını eÅŸiyle birlikte izlemiÅŸ. Yönetmen Fatih Akın’ın da bir hayranı. Amerikan Country müziÄŸini, Bosna-Hersek ÅŸarkılarını ve Klasik Türk MüziÄŸini aynı beÄŸeniyle dinliyor. Sistematik felsefe eÄŸitimi de gördüğü için Hegel’i de, Kant’ı da, Spinoza’yı da biliyor. ÇaÄŸdaÅŸ felsefecileri de takip ediyor. "Kendi ruhu ÅŸiir ve müzikle beslenmeyenlerin deÄŸil din adamı doÄŸru bir insan olmaları da zordur" diyen Dr. Çeriç, ÅŸiirin insan hayatı için önemi üzerine saatlerce konuÅŸabiliyor. Ezberinde hem Batı hem de klasik DoÄŸu edebiyatından yüzlerce mısra var. "Mesnevi, Kuran’dan sonra gelen baÅŸucu kitabımdır" diyerek Mevlana’nın önemini vurguluyor: "O benim, içip içip de bir türlü kanamadığım yeryüzündeki en lezzetli pınardır..."
|