Serhaddimiz Edirne
Serhaddimiz Edirne Hürriyet Seyahat 17 Kasım 2008
Hüseyin YURTTAÅž Edirne’ye yolum ilk kez 1961 yılında düşmüştür. İstanbul’da bile henüz garaj mefhumu yokken, Sirkeci sokaklarından bindiÄŸim otobüs, hayli sıkıntılı bir yolculuktan sonra beni oraya götürmüştür. Selimiye’nin minarelerini karşıdan önce iki, sonra üç, ÅŸehre girince de dört görünce; aÄŸzım bir karış açık kalmıştır ki, tevatür bir ÅŸaÅŸkınlıktır.
Siz ÅŸimdi diyeceksiniz ki, "KardeÅŸim, bizim bildiÄŸimiz Selimiye’nin dört minaresi vardır ve de her biri üç ÅŸerefelidir." Bilmez olur muyum? Hem nereye kadar bilirim, bilir misiniz; o öndeki minarelerin saÄŸdaki ilkinin kapısından girdiÄŸinizde, sizi üç merdivenin karşılayacağına ve bu üç merdivenin de ayrı ayrı üç ÅŸerefeye çıkacağına kadar... Öteki minarelerde ise tek merdiven olduÄŸunu ve üç ÅŸerefeye de onunla çıkıldığını bilirim. 16 yaşımın zıpırlığıyla çıktığım bu minarenin sanki ilk ÅŸerefesine deÄŸil de, uzayda bir yerlere ulaÅŸmıştım; oradan biliyorum. Yükseklik korkumun temeli orada atıldı çünkü. O dört minare iki görünerek, yeni kod numarasını bilmediÄŸim, eski adıyla E-5 Karayolu’ndan öyle azametle dikilmiÅŸ iki mızrak gibi karşılardı sizi. 1961’de beni karşıladığı gibi. Az bir fireyle, yine öyle.
Bir daha ve bin kez Merhaba!
Hoş buldum, hoşça buldum seni Edirne şehri.
Serhaddin öksüzü, Batı’nın unutulmuÅŸu; merhaba!
İşte, usul usul Selimiye’nin öteki minareleri: 3. ve 4.
Esselam Edirne ÅŸehri!
Kim bilir kaçıncı kez Edirne’deydim. Dedim: "Usul dur çocuk. ÇocukluÄŸun da bir sınırı vardır. Hele ÅŸimdi, altmışını aÅŸmış bir çocukken..."
O Edirne şehri ki, karşımdadır ve tarihin içinden sıyrılıp gelen görkemli kimliğiyle pehlivan pehlivan ortada dolanmakta, peşrev çekmektedir.
Şimdi onu adımlamakta iş. Üşenmek ne demek, sevdalının büyülenmiş gözlerinin görmek istediğine ayaklar diretir mi hiç!
Hiç bakmadım. Mimar Sinan’ın elini öptüm heykelinde, Selimiye’yi döne dolaÅŸa gezdim. Öyle ki, "müezzin mahfili"nin ayaklarından birine iÅŸlenmiÅŸ Ters Lale’yi bile arayıp buldum.
Eski Cami, Üç Şerefeli... Mezit Bey Hamamı... Külliyen külliyeler. Bedesten. Kervansaray.
Derler ki: "Eski Cami’nin yazısı / Üç Åžerefeli’nin kapısı/Selimiye’nin yapısı..."
Ünlü kervansaray karşımda. Åžimdi otel. Geçen yıllarda birkaç gün orada konakladım. Benim Edirne’ye ilk adımımı attığım 1961 yılında bir harabeydi burası. 1964 yılında buradan ayrılırken Kervansaray’a bakan "kafe"lerin yerinde ÅŸehrin garajı vardı.
Åžimdi hayli canlanmış çarşı içlerinden vurup Saraçlar Caddesi’ne, oradan AlipaÅŸa Çarşısı’na ulaşıyorum. YaÄŸmur kaçkınlıklarının özel kokularla dolu hazinesinin ÅŸimdiki kokuları farklı. Dükkánlar, dükkánlar... Edirne’nin meyve biçimindeki sabunları ve "aynalı süpürgeleri" hemen her hediyelikçi dükkánında var. Almamak olmaz. Andaç gerek.
AlipaÅŸa Çarşısı’nın orta kapısının batı kesimi ciÄŸercilerle dolmuÅŸ. Yaprak ciÄŸer, Edirne tarihine yenilerde yazılmış. Kim bulmuÅŸ, kim getirip ünlendirmiÅŸse helal olsun! Åžimdi Edirne’ye varıp da yaprak ciÄŸer yememek olmaz! Yalnız ciÄŸercilerimiz, ciÄŸerin yanında soÄŸan vermeyi henüz benimsememiÅŸler, hatta düşünememiÅŸlerdir ya; severseniz söyleyin, öbür lokantadan da olsa, bulup getirirler!
CiÄŸercilerden batıya, kadim Edirne ÅŸehrinin mahallelerine doÄŸru yürüdüğünüzde sizi eski yapılar karşılayacaktır. İki adım sonra vardığınız yer Koca Yusuf’un kabridir oysa. Vaktiyle bakıp bakıp, "Eskinin acar adamlarının eni boyu eÄŸer bu mezardaki kadarsa, vah onların karşısına çıkana!" dediÄŸimi anımsıyorum ya, essahtan öyle!
Koca Yusuf, Edirne tarihine gömülmüş nice devden biri! Öyle upuzun, gepgeniş yatıyor orda.
Kaleiçi’nin eski evlerinin önemli bölümü bütünüyle ahÅŸap. Onları korumak bir sorun. Mirasçılar arasındaki anlaÅŸmazlıklar, bırakıp gitmeler, kolay evlere göçlerle yeni düzen tutturmalar, bu kocaman eski mahalleleri kargalara teslim etmiÅŸ. Oysa geçmiÅŸin Vali Konağı bile buradaydı. Kala kala İstiklal İlkokulu kalmış o günlerden bugünlere ve de bazı evler. Ötesi, geçmiÅŸiyle övünmeye fırsat bulamayan düşkün ihtiyarlar gibi gözleri derinlerde yüzen bakışlarıyla göçkün evler...
DÜŞ DOLU TARİH
Bu ÅŸehrin inceliklerle yüklü, düş dolu bir tarihi vardır: Benim tarihime yazılan AyvazoÄŸlu, Maarif ve Serhat sinemalarının hanidir yerinde yeller esiyor. Serhat Sineması’nı iÅŸleten aktör Özdemir Han’ı başında beresiyle orada, duvarları hasır kaplı o salonda defalarca gördüğümü anımsıyorum.
Saraçlar Caddesi’nden aÅŸağılara insem ÅŸimdi, orada saÄŸdaki sokaklardan birinde artık harap olmuÅŸ havrayı bulacağım. Solda bir yerlerde Tahtakale Hamamı olacak.
Peynirciler artık bu tarafta kümelenmiş. Tam yağlı merhem gibi Edirne peynirini de oradan olmak en iyisi.
Gel dostum, biz haberi öteden verek! Avrupa yollarına düşmeden E-5 üzerinde göreceÄŸiniz son köprü, Gazimihal Köprüsü’dür. Onun berisindeki, bugün yere batmış gibi duran Gazimihal Camii artık sessizliÄŸin nöbetçisi gibidir. Tunca’nın bulanık suları orada usul usul akadursun, biz köprüden geçip yolumuza devam edebiliriz. Setler üzerinden Tunca’yı seyrederek seyrana çıkacaksak, o türküyü unamsayıp mırıldanmanın zamanıdır:
"Tunca da boyuna aman amman, Tunca da boyuna,
Tunca boyları kalabalık Hatice’m, gel gir koynuma!"
E/5’in ucu Kapıkule’ye çıkar ve ötesi Frengistan"dır.
Köprüden sonra sağa sapacak olursanız, Yeniimaret ve Yıldırım yolundasınızdır.
Yıldırım Külliyesi, insanların kimi ilaçlar yanında özellikle moral verilerek ve müzik dinletilerek iyileÅŸtirilmeye çalışıldığı bir yerdir. Bugün hastaların, tabiplerin ve hastabakıcıların, sazende ve hanendelerin odalarında maketlerinin durduÄŸu bir yer burası. Çılgına çarenin, sanat olduÄŸunu Osmanlı da görmüş... Bergama Asklepion’dekinden yüzlerce yıl sonra olsa da.
Fatih Köprüsü’nden geçince, Kanuni’nin Adalet Kasrı’nı karşınızda bulursunuz! Efendim, burası ünlü Sarayiçi’dir. Eski saraydan, saraylardan bugüne kalan birkaç duvar kalıntısını fark etmeniz bile zordur. Ama ÅŸu kasr ve önünde dikili iki taÅŸ, o günleri size yeniden yaÅŸatır. Bu taÅŸlardan biri dilek taşıdır. İsteyen dileklerini yazar, getirir onun üzerine bırakır imiÅŸ. İbret taşı ise ürkütücüdür. Orada, cezalandırılıp kesilmiÅŸ kelleler ibret olsun diye sergilenirmiÅŸ. Viyana’dan yenilgiyle dönen Merzifonlu Kara Mustafa PaÅŸa’nın Belgrad’da kesilen kellesi de orada sergilenmiÅŸ.
Sarayiçi, bir diğer adıyla "Er Meydanı" Kırkpınar, tam da orada zümrüt yeşilliğiyle karşılar sizi. Yüzlerce yıldır pehlivanlar peşrev çekip güreş tutar bu meydanda. Yiğidin harman olduğu yerdir burası.
Orada Sarayiçi Köprüsü’nden geçip ÅŸehrin kuzey mahallelerine girecek olursanız Muradiye Camii’nin görkemi karşılayacaktır sizi.
EDİRNE’NİN KÖPRÜLERİ
Edirne köprülerinin, ırmakları sessizlikle karşılayan gururlu duruÅŸlarını görmelisiniz. Irmakların bileklerine altın bilezikler gibi geçirilmiÅŸ köprülerin edebiyatımıza taşıyan Füruzan’ın ünlü öyküsü "Edirne’nin Köprüleri"ni anımsamamak olmaz. Bir de tabii Niyazi AkıncıoÄŸlu’nun güzelim Edirne ÅŸiirin o dizelerini:
"Bir yerde görürsen ki:
Ağır ve edalı akar
dal dal söğütleri öperek
samur üç belik gibi
üç koldan sular;
müjdeler olsun efendim:
Edirne’desin!"
Gazimihal Köprüsü’nden sola sapıp Tunca boyunca uzanan yoldan Meriç kenarına, oradan da KaraaÄŸaç’a da uzanabilirsiniz ama asıl yol, stadyumun yanından ilerleyip, Tunca Köprüsü’nden geçip, Meriç Köprüsü’nün görkemine merhaba deyip, KaraaÄŸaç yolunun düş güzelliÄŸine kendinizi bıraktığınız yoldur.
Tunca’nın, Meriç"in kıyısına kurulmuÅŸ çay bahçelerinde, lokantalarda, "sosyal tesis"lerde, Söğütlük"e serilmiÅŸ piknik alanlarında yiyip içmenin keyfine diyecek yoktur. Irmakların ırıl ırıl ırıladığı, suların dallara deÄŸdiÄŸi, baharda/yazda yeÅŸilin bin bir türlüsünün köpüre kaynaÅŸa birbirini çiÄŸnediÄŸi o cümbüş içinde çiÄŸnenen her lokma "cennet taamı" deÄŸil de nedir ki?
Irmak boyları, Söğütlük, resimmiş gibi duran, gerçekliği kuşkuluymuş gibi gelen Karağaç yolu ve nihayet Karağaç! Eski Edirne istasyonunun bugün Trakya Üniversitesi Rektörlüğüne ev sahipliği yaptığı, doğayla görkemli tarihin buluştuğu yer!
Her mevsimi ayrı güzeldir buraların. Sonbahar dedi mi, yapraklar sarının bin çeşidinden usul usul turuncuya, paslı kızıla, bordoya döner. Kış çöktüyse, hele bir de kar yağdıysa, amanın, "kış masalları"nın büyüsüyle karşı karşıya kalırsınız. (Bunun için benim Kış Masalları adlı kitabımın kapağını karlı Karaağaç yolu fotoğrafı süsler)
Söze, sayfalara sığmaz bir şehir Edirne. Anlatmanın en usta adları bile bir ucundan girseler, öbür ucundan ciltler sonra çıkarlar. Nice tarihi yapısı, semti, eseri, değeri vardır ki; böyle bir yazıda onları anlatmanın, özetin özeti olarak dahi sunmanın olanağı yoktur.
Serhaddin bu babayiğit çocuğu söze sığacak gibi değildir; gidin, görün; yaşayın onu!
Sonbaharda yapraklar Van Gogh sarılarından kızıla dönerken ve de ağaçlar soyunurken orada olun.
|