Hırvatistan’ın denizi güzel, yemeÄŸi vasat
Hırvatistan’ın denizi güzel, yemeÄŸi vasat CEM DİZDAR cem.dizdar@milliyet.com.tr
19.7.2009 Dubrovnik kalesiyle, şehriyle görülesi bir yer. Ama bir daha gider miyim, emin değilim. Gelecek tekliflere bağlı!
Haberi tek sayfada gösterArkadaşına gönderSitene ekleSayfayı yazdırRSSCepten okuBize Ulaşın haberi paylaşFacebookGoogleYahooMixxDiggStumbleUponDel.icio.usredditTwitterMyspacefriend feed Blog yaz, haberi yorumla!Web siteni ekle, Günün Sitesi yarışmasına sen de aday ol! HABERİN ETİKETLERİ Rock Euro para Alman Bosna şarap final uyarı sahil turizm İtalya Kosova Akdeniz Karadağ İtalyan Slovenya Makedonya Avusturya Karadeniz Sırbistan Eurovision zeytinyağı Hırvatistan Sen de etiket ekle!
gönder milliyet.com.tr hep yanınızda + Haberci ile bilgisayarında oku+ Sitene ekle ile haberleri sitende göster+ SMS ile cebine gelsin+ İnternet ile cepten okuBir hafta boyunca Adriyatik kıyılarının en güzel koylarında denize atladık, köylerinin pansiyonlarında yattık. Uyarı: Hırvatistan’da ne gece hayatı var ne de sebze yemeÄŸi
Epeydir aklımdaydı ama Hırvatistan’a ayırmıştım, ÅŸu cümleyle baÅŸladı: “Nasıl bir insanım?” Arkası, çorap söküğü gibi geldi. Mehmet EroÄŸlu’nun “Fay Kırığı” üçlemesinin ilk kitabı “Mehmet”, üçüncü gün Adriyatik’in binlerce güzel koyundan sadece biri olan PrimoÅŸten’e üç kilometre kala “sığındığımız” Apartmani Babacic ’in kumsalında bitti. GiriÅŸ cümlesini çalarak baÅŸlıyorum: “Nasıl bir ülke Hırvatistan?” Eskiden her metresine bayıldığım ama artık kıyılarına küskün olduÄŸum Karadeniz kadar güzel bir coÄŸrafyada 1500 kilometreye yakın yol yaptık yedi günde iki kiÅŸi. Pula yarımadası hariç ülkenin Adriyatik kıyısının neredeyse tamamını aÅŸtık. Üç büyük kent Zagrep, Rijeka ve Split’in dışında kaç kent, kaç köy, kaç koy gördük hatırlamıyorum. Pahalı otellerde kalmadık, lüks lokantalara gitmedik, hepimiz kadar iyi insanlarla tanıştık, damak tadımıza uymayan yemekler yedik, “bizim kahvaltı ”dan edemedik, beÄŸenmediÄŸimiz kırmızı, tamamını beÄŸendiÄŸimiz litrelerce beyaz ÅŸarap içtik. Yolu ÅŸaşırdık, patlak tekerle boÄŸuÅŸtuk, 40 avro “çarpmak” isteyen Rent a Car’cı gençle bir saate yakın ağız dalaşına girdik. Yani bu ülkede neyle karşılaşıyorsak, Hırvatistan’da da benzeri mutluluklar / sıkıntılar yaÅŸadık.
Avro ver, kuna al Zagrep’ten kiraladığımız avuç içi kadar otomobille Krk Adası’na doÄŸru -yanlış yazılmadı, üç sessiz harf yan yana- otobanda ilerlerken geçtiÄŸimiz ulu ormanlar, “Yüzüklerin Efendisi ”nde güç yüzüğünü Mordor’a taşıyan Frodo Baggins’in yolu üzerindeki ulu ormanları andırıyordu. AkÅŸam üzeri klimayı kapatıp camı açtık bir ara. Fotosenteze hazırlanan ormanın yaydığı keskin koku genzimizi yaktığında, “Burası da aynı dünyaysa, biz nerede yaşıyoruz?” dedim yan koltukta oturan hanımefendiye. Krk, iki görkemli köprüyle ana karaya baÄŸlı zarif bir ada. 7 avroya yakın bir para ödeyerek giriliyor adaya. Hırvatistan’a gidecekler için bu “ödeme” meselesi önemli. Benzinciler hariç her yerde euro kabul ediyorlar ama para üstünü ülkenin parası kuna ile ödüyorlar. Avro hesabı şöyle yapılıyor: Kuna bölü üç, eÅŸittir TL, bölü 2,2... Görüldüğü gibi karışık deÄŸil! Siz de garsonların yaptığı gibi cep telefonlarının hesap makinasını kullanabilirsiniz. Yöntemi çabuk kavrayanlar için ucuz bir ülke sayılır Hırvatistan. 60 avrodan baÅŸlayıp Rixos gibi fiyatını merak bile etmediÄŸim oteller gereksiz bence. Çünkü kapılarında “zimmer”, “kamere”, “sobe” yazan binlerce “apartmani” var yollarda. Kıyılara gidecekler için önerim kentlerde deÄŸil köylerde kalmaları. Klimalı, gayet temiz banyo / tuvaletli, mis gibi çarÅŸaflı binlerce ev sizi bekliyor. Biz üç tanesinde kaldık, üçünün de sahibi çarÅŸafları kadar temiz üç kadındı. Her yerleÅŸimde ‘turizm büro’ları var, isteÄŸinizi sıraladığınızda alternatifleri öğrenebiliyorsunuz. Yine de önerim, yatak iÅŸini öğleden önce ayarlamanız. Çünkü öğleden sonra ülkeye rehavet çöküyor, millet hayattan el etek çekiyor. Otel için büyük takıntılarınız yoksa “üç yıldızlı”lar gayet iyi. “Müşkülpesent deÄŸilim, senin gibi temiz banyo, temiz çarÅŸaf yeter” diyorsanız Dubrovnik’te kaldığımız Sumratin Otel ayarı mütevazı yerler iÅŸinizi görür. Ayrıca bu tür otellerde insanı içine alan bir samimiyet de vardır ki, tatilde bundan daha önemli bir ÅŸey yoktur derim.
Yemek beklentisini aÅŸağı çekin Koylara yukarıdan bakınca insanda yüzme deÄŸil, içme isteÄŸi uyanıyor. O kadar çekici... Dubrovnik’ten Rijeka’ya kadar “Bu deniz bu ülkeye yakışmamış” diyebileceÄŸiniz bir metre yer bulamayacağınıza iddiaya girerim. Kumsallarıyla, suyun kıyısına pusuya yatmış ormanlarıyla, bir merdiven kolaylığında kullanışlı hale getirilmiÅŸ kayalarıyla gezegendeki en iyi denizlerden. Kum sevenler için, koyların dip bölümleri kumsal. Kenarları ise, benim gibi kayadan atlama konusunda enteresan teknikler geliÅŸtiren “sahil çocukları”na uygun. Ülke coÄŸrafi olarak güzel, lakin yemek? Gurme bir kiÅŸilik sayılmam hatta yemek bile ayırmam ama bir tür Alman / İtalyan melezi olan “Hırvat mutfağı”, ki buna mutfak demek doÄŸru mu emin deÄŸilim, en azından bana göre deÄŸildi. Her yerde yemekler üç aÅŸağı beÅŸ yukarı aynı. Üç restorandan birisi pizzacı, biri balıkçı, öteki “İtalyan / Alman füzyonu”. Et olarak daha çok domuz ağırlıklı, balıkları ise Türkiye ortalamasının hayli altında. Balıklar yavan, yapılışları ise beceriksiz. Söylemesi ayıp, bir deniz ürünlü spagetti yedim, ben utandım... O kadar yani. Aynı ÅŸekilde, nasıl beceriyorlarsa deniz ürünlü risottolar bile vasat. Sıkı durun! Bütün masalarda mutlaka sirke ve yaÄŸ bulunuyor ancak yaÄŸ bildiÄŸiniz ayçiçek yağı! Zeytinyağı istediÄŸinizde bir çok restoranda para ödemek zorundasınız. Akdeniz’in burnunun dibinde zeytinsiz, zeytinyaÄŸsız bir hayat, gerisini varın siz düşünün. “Sebze yemeÄŸi yoktu” dersem başım aÄŸrımaz, yoktu. Koca ülkede ne bir koyun ne de inek gördüm. Ama “İnek çıkabilir” tabelası vardı Allah için...
Saat 10, yataÄŸa kon Gelelim “Adriyatik akÅŸamları”na... Yedi gün altı gece geçirdiÄŸim Hırvatistan’da sürekli radyo dinledim. Ülke ÅŸarkılarının ortalaması, Eurovision yarışmalarındaki “ikinci sınıf” ÅŸarkılar gibi; Alman / Avusturya / İtalya tarzına “rock altı pop” uyarlama! İyi sesler dinledim ama “Çok iyi” diyebildiÄŸim tek ÅŸarkı olmadı. Tuhaf, saat 22.00 (yazıyla on) oldu mu millet yavaÅŸ yavaÅŸ çekiliyor evlere, gençler bile. Dubrovnik sokakları 23.00 sıralarında tamamen kedilerin egemenliÄŸine geçiyor. Belki cuma-cumartesi aksiyon vardır, onu bilemiyorum. İki-üç bardan müzik yükseliyordu, bir ikisine kafayı uzatıp baktım içerde üç-dört kiÅŸi biralıyordu, hepsi o. DiyeceÄŸim o ki, iyi yemek gibi “gece hayatı” beklentisini de bir kenara bırakmalı gidecekler. Ülkedeki gözde turizm aracı karavan. Bütün kıyı boydan boya “karavan kampı” desem abartmış olmam. Ve orta boy yerleÅŸim yerlerinin üçte birinde irili ufaklı marinalar var. Yakın gelecekte Akdeniz’in “mavi yolculuk” rotasının Hırvatistan kıyıları olacağını tahmin etmek için kahin olmaya gerek yok. Çünkü tekneciler için hakikaten hem çok güzel koylar hem de yüksek lojistik destek var... Tabii, en ÅŸahanesi bütün kıyıları motosikletle geçmek olurdu, ki benim gibi düşünen yüzlerce motosiklet gördüm yollarda. Ve final... Çok güzel bir ülke Hırvatistan. Tahmin ediyorum ki Bosna-Hersek, KaradaÄŸ, Sırbistan, Makedonya, Slovenya, Kosova da öyledir. İnsan bütün bu güzelliklerin içinden geçerken “Yugoslavya gibi bir ülkeye ne yaptınız böyle?” demekten kendini alamıyor...
Dubrovnik’te çevreye küçük bir “dalış sunumu” yaptım. Birlikte gittiÄŸimiz hanımefendiyi utandıran ama üstünlüğü tartışılmaz tekniklerle kayalardan atlarken, vücut kitle endeksinin hesaplanmasında kullanılan “su taşırma” yöntemini bile uyguladım. İki arkadaşım daha olsa her koyu kısa sürede “özelleÅŸtirirdik” eminim.
Zagrep’te özellikle gece araba kullanırken tramvaylara dikkat derim. Bir gece ellerinden zor kurtuldum.
|