Anasayfa   İletişim  
Reklam  
   
 
 
   
Google
   
   
    
 
 

 
 
 
 

 

BALKAN SİNEMASI

• AB İLE YÜZLEŞEN BALKAN SİNEMASI, Hürriyet, 22 Eylül 2005 Perşembe

• "ATATÜRK'ÜN İLK AŞKINI ANLATAN FİLM TÜRKİYE'YE GELECEK" 06-09-2005

• Cumhuriyet 14.03.2003 -Balkanlar'daki etnik temizleme olaylarına gönderme yapan film, 'Dünya Sinemalarından' kuşağında -Çocuklara yüklenen savaş ayıbı

• KARŞI KIYININ SİNEMASI , Cumhuriyet Pazar Dergi 26.05.2002-

• 5. Kalamata Belgesel Film Festivali... -Etkinlik, sinema aracılığıyla halklar arasındaki iletişimi güçlendirmeyi amaçlıyor -Cumhuriyet 17.10.2002

• “YAĞMURDAN ÖNCE”DEN SONRA

• Costa-Gavras son çalışması 'Amen' le 'İnsan Hakları Ödülü' nün sahibi oldu-Cumhuriyet 05.01.2003

AB İLE YÜZLEŞEN BALKAN SİNEMASI
Hürriyet, 22 Eylül 2005 Perşembe
Festival, lavanta kokularıyla geliyor İstanbullu yedinci sanat tutkunlarının "baharına" sayılı günler kaldı. İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen 24. Uluslararası İstanbul Film Festivali, 2 ile 17 Nisan tarihleri arasında yapılıyor. Charles Dance'ın imzasını taşıyan Lavanta Kokulu Kadınlar (Ladies in Lavander) adlı filmle açılacak olan festival yenilenmiş çehresiyle sinemaseverlerle buluşacak. Usta yönetmen Jane Campion ve ünlü aktör Harvel Keitel festivalin konuklarından.

AB İLE YÜZLEŞEN BALKAN SİNEMASI

İstanbul Film Festivali bu yıl, Mithat Alam Film Merkezi işbirliğiyle “AB ile Yüzleşen Balkan Sineması” başlıklı bir yuvarlak masa toplantısına da ev sahipliği yapacak. Türkiye, Yunanistan, Bulgaristan ve Romanya'dan sinema sektörü çalışanlarının katılacağı “AB ile Yüzleşen Balkan Sineması” Yuvarlak Masa Toplantısı'nda Balkan sinemasının sorunları, yaratıcı temaslar, dağıtım sorunları ve kültürel "gümrük"ler tartışılacak.

"ATATÜRK'ÜN İLK AŞKINI ANLATAN FİLM TÜRKİYE'YE GELECEK" 06-09-2005

-Makedonya'nın Ankara Büyükelçisi Muhedin Rustemi, gelecek ay Makedonya'da gösterime girecek olan Atatürk'ün Makedonyalı güzel Eleni ile yaşadığı ilk aşkını anlatan "Büyük Atatürk'ün Aşkı" isimli filmi Türkiye'de de göstermek istediklerini ve bu konuda yetkililerle temas kuracaklarını söyledi.

MANASTIR-Makedonya'nın Ankara Büyükelçisi Muhedin Rustemi, Atatürk'ün Makedon güzel Eleni ile yaşadığı aşkı anlatan filmi Türkiye'de de göstermek istidiklerini söyledi. Makedonya'nın Ankara Büyükelçisi Rustemi, oldukça uzun bir süredir hazırlıkları süren ve sonunda Türkçe alt yazılar dışında tamamlanan "Büyük Atatürk'ün Aşkı" isimli filmi Türkiye'de de göstermek istediklerini ve bunun için Kültür ve Turizm Bakanlığı ve diğer yetkililerle temasa geçeceklerini söyledi. 50 dakika süren "Büyük Atatürk'ün Aşkı" filminin Belgesel ve sinema filmi öğeleri barındırdığını söyleyen Rustemi, Atatürk'ün ilk aşkını anlatan ve "enterasan" olarak nitelendirdiği filmin gerçek bir öyküyü anlattığını hatırlattı. Büyükelçi Rüstemi, "böylesine önemli bir liderin hayatının bir parçasını Makedonya'da geçirdiği için" mutlu olduklarını belirtti.

"FİLM UYGUNSA TÜRKİYE'YE GETİRİRİZ"
Öte yandan, Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema ve Telif Hakları Genel Müdürü Tahsin Yılmaz filmle ilgili olarak "Milli politikalarımıza aykırı herhangi bir durum yoksa ki biliyorsunuz hassasiyetlarimiz var. O zaman filmi festivaller yoluyla ülkemize getiririz" diye konuştu. Öte yandan özel bir film dağıtım şirketi de filmin Türkiye'de gösterime girmesiyle ilgilendiklerini açıkladı.

ATATÜRK'Ü MAKEDONYA'NIN EN ÜNLÜ AKTÖRLERİNDEN BİRİ CANLANDIRDI

Mustafa Kemal Atatürk'ün, Manastır Asteri İdadisi'nde okurken tanıştığı ilk aşkı Eleni Krinntte ile yaşadığı ilişkiyi anlatan "Büyük Atatürk'ün Aşkı" isimli filmde Atatürk'ü Makedonya'nın en ünlü aktörlerinden Nikola Ristanovski canlandırdı. Çok sayıda filmde oynayan Ristanovski, özellikle Kabare Balkan'daki oyunuyla göz doldurmuştu. Nikola Ristanovski, Kabare Balkan'ın yanısıra Hoşçakal 20'nci Yüzyıl isimli filmde de dikkat çekmişti.

"ELENİ MANASTIR ASKERİ İDADİSİNİN KAPISINDAN AYRILMAZMIŞ"

Konu ile ilgili olarak konuşan bir Makedon araştırmacı, Eleni Krintte'nin Atatürk'ün ilk aşkı olduğunu söyledi. Mustafa Kemal'in şu an müze haline getirilen Manastır Askeri İdadisi'nde okurken Makedon güzel Eleni ile tanıştığını söyleyen araştırmacı şöyle konuştu: "Eleni'nin evi okulun oldukça yakınındaymış. Anlatılanlara bakılırsa Eleni Mustafa Kemal'i görebilmek için askeri okulun kapısında onu beklermiş. Aralarındaki aşk çok büyükmüş". Mustafa Kemal Atatürk'ün Manastır'lı güzel Eleni Krintte ile yaşadığı aşkını anlatan "Muhteşem Atatürk'ün Aşkı" isimli filmin galasının 19 Ekim'de yapılması planlanıyor. Filmin yapımcıları ANKA'ya yaptıkları açıklamada, herşeyin hazır olduğunu, sadece Türkçe alt yazıların kaldığını ve filmi Türkiye'de de göstermek istediklerini söyledi. Filmin senaristi Aneta Sijakova, Makedonya'da yaygın olarak bilinen "Türk Generali Atatürk ile Manastırlı Makedon güzel Eleni Kritte'nin yasak aşkından" çok etkilendiğini söyledi. Sijakova, senaryoyu yazarkın Türkiye'nin Manastır Fahri Başkonsolosu Mithat Cemal'in de yardımını aldığını söyledi. Aneta Sijakova, Mithat Cemal'in Atatürk'ün Manastır'daki aşkı konusunda kendisine bir hayli bilgi verdiğini söyledi. Muhteşem Atatürk'ün Aşkı filminde Atatürk'ün Makedonya'nın önde gelen aktörinden Nikola Ristanovski canlandırdı. Dikkat çekici olan, Ristanovski'nin daha önce yine Atatürk'ün Eleni ile olan aşkını anlatan "Balkan Ölmedi" isimli tiyatro oyununda Osmanlı Padişahını canlandırmış olması. Filmde Atatürk'ün Makedon sevgilisi Eleni Krinnte'yi ise Gabriela Petrushevska canlandırdı. Petrushevska, yine "Balkan Ölmedi" tiyatro oyununda Eleni'yi canlandırmış ve Makedonya'da bu rolüyle oldukça olumlu tepkiler almıştı. Makedonya'nın önemli aktörlerinden Mitko Apostolovski'nin çektiği filmin yapımcısının ise Dimiter Mihajlovski olduğu belirtildi. Filmin Manastır'da bir yerel kanal olan Tera'nın da yapımı olduğu ifade edildi. Filme maddi desteği de Makedonya Yayın Konseyi verdi. Filmin yapımcıları, bir zamanlar Atatürk'ün de okuduğu "Manastır Askeri İdadisi" olan ve günümüzde müze olarak kullanılan Manastır Müzesi'nin de kendilerine ciddi teknik destek verdiğini belirttiler. Yapımcılar Atatürk ile ilgili görüntülerin ciddi bir bölümüne da TRT arşivlerinden aldıklırı ifade ettiler. Çekimlerine 2004 yılı Haziran ayında başlanan filmin geçtiğimiz yıl 10 Kasım'da gösterimle girmesi planlanmıştı ancak çıkan bazı sorunlar nedeniyle film ilk kez gelecek ay seyirci karşısına çıkacak.

Cumhuriyet 14.03.2003 -Balkanlar'daki etnik temizleme olaylarına gönderme yapan film, 'Dünya Sinemalarından' kuşağında -Çocuklara yüklenen savaş ayıbı

Mirka / Yönetmen: Rachid Behnadj / Oyuncular: Vanessa Redgrave, Gerard Depardieu, Karim Benhadj, Barbara Bobulava, Sergio Rubini, Franco Nero / 2000 İtalya yapımı, 106 dakika.

TRT 2 00.30

TV Servisi - ''Dünya Sinemalarından'' kuşağında Cezayirli yönetmen Rachid Benhadj 'ın İtalya'da çektiği ''Mirka'' gösteriliyor. Neresi olduğu vurgulanmayan bir kasaba düşman istilasına uğramıştır. Düşman askerleri, işgal ettikleri bölgedeki genç kızlara tecavüz ederler. Amaç, kızları gebe bırakarak kendi soylarından çocuk sahibi olmalarını sağlamak, böylece düşman bildikleri ırkın kanını temizlemektir.

Kasaba halkı, düşman kanı taşıyan çocuk istemediği için, doğan çocukları öldürüp aynı mezarlığa gömer. Ama yaşlı bir kadın, bu kurala uymaz. Tecavüze uğrayan on dört yaşındaki torununun doğurduğu erkek çocuğu öldürmeye vicdanı razı olmaz. Çocuğu kasaba dışına göndermeyi başarır. Aradan on yıl geçer. Kasabaya, ailesini aramakta olan on yaşlarındaki Mirka gelir. Torunu Elena ile yaşamakta olan yaşlı kadın Kalsan, Mirka'yı evine alır. Kasabaya bir yabancının gelmesinden sonra yaşanan aksilikler, halkın Mirka'ya cephe almasına yol açar. Mirka bir yandan kendisine düşman bir ortama karşı koymaya çalışırken, bir yandan da sezgilerinin de etkisiyle annesini aramayı sürdürür. İtalya uyruğuna geçen Cezayirli yönetmen Rachid Benhadj, uluslararası bir kadroyla çektiği bu filmde, Balkanlar'da yaşanan etnik temizleme olaylarına gönderme yapıyor. Konunun geçtiği kasabanın adı ve yeri belli edilmese de, hem binaların görünüşü, hem de dağlık bir ortamın yansıtılması hemen Balkanlar'ı çağrıştırıyor. Kaldı ki, filmin sonunda Balkanlar'da bir milyon kadının tecavüze uğradığı, bu kadınlardan bir bölümünün de intihar ettiği açıkça belirtiliyor. Yaşlı büyük annede Vanessa Redgrave , her zamankinden de usta. Redgrave'in filmin sonuna doğru, eski eşi Franco Nero ile yaptığı konuşma sahnesindeki oyunculuğu olağanüstü. 'Mirka'nın başrol oyuncuları Franco Nero ve Vanessa Redgrave, birlikte rol aldıkları başka bir filmin sahnesinde görülüyor.

KARŞI KIYININ SİNEMASI
Cumhuriyet Pazar Dergi 26.05.2002-

Evrenseli yakalamayı başaran Yunan sineması, Kurtuluş Savaşı yıllarını "öteki"nin ağzından anlatan "Aşkın Yedinci Güneşi" ile sinemalarımızda. Aslı Selçuk dünü ve bugünü ile Yunan sinemasını yazdı, Nena Çalidis filmin yönetmeni Serdaris ile görüştü. Michael Cacoyannis, Theo Angelopoulos, Katina Paxinou, Melina Mercouri, İrene Papas... Yunan sinemasından söz edildiğinde aklıma ilk gelen adlar... Bir de Yunan kökenli olup sinemada sanatlarını yurtdışında sürdürmüş olan yönetmen ve oyuncular var: John Cassavetes, Costa Gavras, Elias Koteas...

Yunanistan'da ilk film gösterileri 1897'de Atina'da gerçekleşmiş. Osmanlı uyruğundaki Manastırlı Yannis ve Miltos Manakis kardeşler 1905'te Balkanlar'daki ilk filmi çekmişlerdi. Sinemanın gerçek öncüleri sayılan Manakis kardeşlerin Balkanlar'daki gündelik yaşama ait görüntüleri Yunan sinemasının kilometre taşlarını oluşturuyordu. Yunan sinemasının ilk uzun metraj filmini ise1914 yılında İzmir kökenli Kostas Bahatoris çekti. "Golfo" adlı film ne yazık ki kaybolacaktı. Komedyen Spyridion ilk yapımevi olan Athina Films'i 1910'da kurdu. Pathé firmasının görüntü yönetmeni Joseph Hepp Yunanistan'a yerleşecek ve haber filmleri konusunda uzmanlaşacaktı. Ülkenin yaşadığı ekonomik ve politik sarsıntılardan (1919-1922) ötürü Yunan sineması 1930'lara dek komedilerle, melodramlarla kendisini ifade edebildi... Bu komedi ve melodramlarda yapımcı olarak Dag Film'in kurucusu Dimitris Gaziadis'in imzası göze çarpıyordu.

Dâhi bir zanaatçının, Filopimene Finos'un kurduğu "Finos Film" yapımeviyle Yunan sineması 1940-1960 arasında altın çağını yaşadı. Devamı 8-9. sayfalarda Finos film, 1940'larda on kadar film üretiyordu. 1950'lerde bu sayı otuza yükseldi. 1960'larda film sayısı 100'ü geçiyordu. Tiyatro kökenli Nikos Tsiforos, Alekos Sakellarios, Dinos Dimopoulos ve Yorgos Tzavellas, Yunan sinemasının altın çağı olarak nitelendirilen bu çalışmalara, komedilere, melodramlara imzalarını attılar. Yunan popüler sinemasının o yıllarda çekilen filmleri çoğunlukla komedi ve melodramlardan oluşuyordu, sinema nerdeyse tümüyle tiyatroya, özellikle de mizah yüklü varyetelere bağımlıydı. Komedyenler halk arasında çok gözde, çok popülerdi. Sansür ise çok güçlüydü.

50'lerin başında film üretiminde ciddi bir yapılanma başladı, 1966-67'de çekilen film sayısı 117'ye ulaştı, bu Yunan sineması için bir rekordu. Filmlerin büyük çoğunluğu yine hafif komediler, farslar ve Yunan usulü müzikallerdi. 1966-67 sezonunda sinemacılar yalnız Atina ve Pire yöresinde 20 milyon seyirci karşılığı gişe geliri sağladılar. 1960'ların başına dek devlet siyasi ya da sosyal mesaj veren bir yapıt görmek istemiyordu. Bu yüzden filmler çoğunluk karikatürümsü, sağlam bir gerçekliğe dayanmayan ürünlerdi. Tüm bu iç açıcı olmayan tabloya karşın gerçeğe değişik yaklaşmayı amaçlayan, düzeni tartışmayı isteyen, bağımsız yaklaşımlar arayan ilk ürünler ortaya çıkmaya başladı: Grigoris Grigoriou "Acı Ekmek" (1951) adlı Yenigerçekçilik tadı taşıyan çalışmasıyla bu alandaki ilk adımı attı. Dönemin öteki iki önemli adıysa Michael Cacoyannis'le Nikos Koundouros'tu. 1955 yapımı "Stella"da Cacoyannis, Melina Mercouri gibi bir oyuncu doğdu. Koundouros, "Atina Devi" (1956) filmi ile sıradışı insanların, itilmişlerin dünyasını anlatıyordu. Öteki önemli çalışmalar Jules Dassin'in Melina Mercouri'li "Pazarları Asla" (1959) filmiydi, bu film yadsınamayan bir uluslararası başarıya ulaştı. Yunan sinemasının ulusal tiyatro boyutunu, antik tragedyasını irdeleyen "Antigone" (Y. Tzavellas/1961) ve "Electra" (M. Cacoyannis/1962) bu dönemde çekildi. Her iki çalışmada da başrolü özgün tragedya oyuncusu olan İrene Papas üstlendi. İki büyük besteci Mikis Theodorakis ve Manos Hadjidakis filmlere müzik yapmaya başladılar, o güne dek bilinmeyen, sıradışı sayılan, yasaklanmış, toplumun dışladığı insanların yaptığı halk müziği rebetiko'nun değerini ve şiirsel anlamını da böylece ortaya çıkardılar.

Yeni Yunan sineması ve zorluklar

1967-1974 yıllarında demokratik karmaşanın, baskıların yaşandığı Albaylar Cuntası yönetiminde Yunan sineması en çetin yıllarını geçirdi. Yeni kuşak yönetmenler hiç işlenmemiş, el atılmamış konulara eğilmeye başladı. Bu filmler değişmekte olan bir toplumun ikilemlerini, geçmişin sarsıntıları-geleceğin saplantıları arasında kalarak parçalanmış, sarsılan bir toplumun sorunlarını işleyen yapıtlardı. Pantelis Voulgaris, Dimitris Kollatos, Lakis Papasthatis, Lambros Liaropoulos gibi yönetmenler çektikleri yetkin kısa metrajlarla sinemaya ilk adımlarını attılar. A. Damianos (Gemiye Kadar/1968), Ado Kyrou (Bloko/1965), R. Manthoulis (Yüzyüze/1966), Selanik Film Festivali'nde ulusal sinemanın ilk öncüleri olduklarını gösteren çalışmalarını sergilediler. Fakat Askeri Cunta her türlü girişime, fikre engel koyuyor, yanılsamalara son veriyordu. Tüm bu zorunlu entelektüel yoksullaşmaya karşın "Yeni Yunan Sineması" doğdu: Öncü olarak Theo Angelopoulos iki film çekti, "Yeniden Yapılanma" (1970) ve "36 Günleri" (1972). Askeri cuntanın 1974'te düşüşüyle sinema rahatça soluk alabilir hale geldi. Değişik bir bakış açısıyla Damianos ikinci filmi "Evdokia"yı (1972) çekti. Voulgaris geleceğe dönük umutlarını "Anna'nın Nişanı"nda (1972) anlattı. Yunan filmleri yavaş yavaş ulusal sınırlarından çıkmaya, uluslararası festivallerde gösterilmeye başladı. Ama,1968'de yakalanan 137 milyon ulusal sinema seyirci sayısı, 1977'de 39 milyona düşmüştü. 1995'e gelindiğinde Yunan filmlerini izleyen 10 milyon kişi kalmıştı, bu da izleyicilerin yüzde 90'ının kaybı anlamına geliyordu. Devlet, Yunan Sinema Merkezi aracılığıyla yönetmenlere para yardımı yapmaya başladı. Yunanlı sinemacılar ve halk arasındaki bağ kopmuştu ve insanlar Amerikan filmlerini yeğliyordu.Bugün de ticari filmler ve Amerikan yapımları dışında Yunan filmlerinin seyirci bulması zor görünüyor, birçok ülkenin ulusal sinemasında olduğu gibi...

Yunan sineması deyince...

Uluslararası platformlarda yer alan filmlere, yönetmenlere, oyunculara bakarsak aklıma ilk önce Michael Cacoyannis'in 1964 yapımı Anthony Quinn ve İrene Pappas'lı "Zorba"sı, Jules Dassin'in Melina Mercouri'li "Pazarları Asla"sı, tiyatro kökenli Katina Hazinou'nun, Lucino Visconti'nin sinema klasiği "Rocco ve Kardeşleri (1960)" filmindeki oyunu, Kostas Ferris'in Türkiye'de gösterilen "Rembetiko"su (1983), Yunan popüler sinemasının yıldızlarından Aliki Vuyuklaki'nin 1960'larda yaşananların sözünü ettiği, ülkemize gelip Orhan Günşiray ile oynadığı Türk-Yunan ortak yapımları, Theo angelopulos'un puslu gri, pastoral görüntüleri, Thedorakis, Hadjidakis ve Eleni Karaindrou'nun güzel besteleri geliyor.

Aşkın Yedinci Güneşi

Vangelis Serdaris'in "Aşkın Yedinci Güneşi" bugünlerde sinemalarımızda gösteriliyor. 1938'de doğan Serdaris, ekonomi ve sinema okuduktan sonra 1959'dan 1969'a dek 50'den fazla filmde yönetmen yardımcılığı yaptı. Yunan televizyonu için birçok belgesel çeken yönetmen, Costas Ferris'in "Rembetiko"sunun da ortak yapımcısı. İlk uzun metrajı "Atina'da Soygun"u yeni Yunan sineması yıllarında çeken Serdaris, bu çalışmasıyla 1969 Selanik Film Festivali'nde en iyi yönetmen ödülünü kazandı. 1997 yapımı "Vassiliki"si ülkemizde gösterilen Serdaris'in son filmi "Aşkın Yedinci Güneşi" (2001) bir aşk dramı. Öykü, 1922'de, Yunanlıların Türkler tarafından İzmir'den çıkarılması sırasında geçiyor. Filmde Aglaia adlı bir hizmetçi kızın yaşantısına tanık oluyoruz. Yasak bir ilişki sonucu hamile kalan Aglaia'yı (Katerina Papadaki) başlarından atmak için yoksul ailesi varlıklı binbaşı (Thodoros Skuourtas) ve karısı Elena'nın (Elena Maria Kavoukidou) yanına hizmetçi olarak verirler. Kurtuluş Savaşı'nda, Yunanlılar 1922'de Küçük Asya'dan çıkarılırken Yunan halkını çok etkileyen tarihi bir olay yaşanmıştır. Serdaris, Binbaşı Dimitris, karısı Elena, hizmetçi kız Aglaia ve emir eri Perikles'in (Chrysanthos Pavlos) ilişkileri aracılığıyla, Yunanlıların Küçük Asya'dan çıkarken yaşanılanları izleyicisine aktarıyor. Bu psikolojik dramda dört kişinin çaresizliklerine, dirençlerine, bağışlamalarına, sevgilerine tanık oluyoruz. Karakterlerin hiçbiri tümüyle kötü, kindar değil. Her insan gibi onların da pişmanlıkları, yetmezlikleri, iletişimsizlik zamanları oluyor. Yönetmen az diyaloglu bir anlatımı yeğlemiş, duygular, düşünceler, tavırlar aracılığıyla kahramanlarını çiziyor. Binbaşının, Mustafa Kemal'in ordusunun İzmir'e girişini anlattığı-Türk askerlerinin kalpakları ve kılıçlarıyla atlar üzerinde geçiş sahnesini yönetmen Serdaris, büyüleyici bir görsellikle çekmiş. Serdaris, Yunan ulusunun uğradığı bu çöküntüyü Binbaşı Dimitris'in bakış açısıyla anlatıyor. Önemsiz hizmetçi kız Aglaia'nın kaderi ise binbaşı, karısı ve emir erine bağlı... Ana karakterleri oynayanlar filmde son derece başarılılar. Filmin müziği ünlü besteci Mikis Theodorakis'in. Despina Athanassiadou kostüm ve çevre düzeninde dikkatli, titiz bir çalışma çıkarmış. Aşkın Yedinci Güneşi, Yunan sinemasından oyuncular üstüne kurulu yetkin bir örnek... *

5. Kalamata Belgesel Film Festivali... -Etkinlik, sinema aracılığıyla halklar arasındaki iletişimi güçlendirmeyi amaçlıyor -Cumhuriyet 17.10.2002

**53 ülkeden 285 belgeselin katıldığı festivalin 40 bin Euro tutarındaki Altın ve Gümüş Zeytin ödülleri sekiz ayrı kategoride verilecek.
ASLI SELÇUK
Yunanistan'ın Peloponnes yarımadasının güneyinde yer alan, tarihçesi MÖ 2600 yıllarına dayanan Kalamata, ülkenin en temiz plajlarına sahip; su sporları, balık avı için ideal, turistik bir yer. Her yaşa ve beğeniye göre eğlence olanaklarının sayısız olduğu bu güzel kıyı kentinde 1998'den beri de bir Belgesel Film Festivali düzenleniyor. Geçen yılki etkinlikte yer alan 48 belgeseli bir hafta süresince 16 bin meraklı izlemiş. 53 ülkeden 285 belgeselin katıldığı bu yılki 5. Kalamata Belgesel Film Festivali 20-26 Ekim 2002 tarihleri arasında gerçekleştiriliyor. Uluslararası jüride yer alacak üç yabancı sinemacıdan biri olarak katılıyorum bu etkinliğe. İki Yunanlı ile birlikte 5 sinemacıdan oluşan uluslararası jürinin başkanlığını ünlü İtalyan yönetmen Francesco Maselli yapıyor.

Altın - Gümüş Zeytin ödülleri
İtalya'nın en eski ve önemli sinema okulu Centro Sperimentale'yi 1949 yılında bitiren Maselli, Antonioni ve Visconti gibi ustaların asistanlığını yapmış. İtalyan Yeni Gerçekçilik akımının ünlü senaristi Cesare Zavattini ile yaptığı ortak çalışma ''L'amore in citta'' nın (Şehirde Aşk/1953) ''La storia di Caterina'' (Caterina'nın Öyküsü) bölümünde yer aldı. İlk uzun metrajı ''Gli sbandati'' yi 1955'te çeken Maselli, romancı Alberto Moravia 'nın ''İlgisizlik Zamanı'' nı da beyazperdeye (1964) uyarladı. Filmlerinde toplumun politik ve ideolojik eleştirisini yaparak sosyal suçlamalarda bulunan usta yönetmen, 1986'da çektiği ''Storia d'amore'' (Aşk Öyküsü) filmiyle Venedik Film Festivali'nde jüri özel ödülünü kazandı.

Maselli başkanlığındaki uluslararası jüri 40bin Euro tutarındaki ödülleri festivalin katılımcılarına 8 ayrı kategoride dağıtacak. Etkinlik, 20 Ekim Pazar günü perdelerini Aaron Lubarski ve Alessandra Pelossi 'in yönettikleri ''Journeys with George'' (George'la Yolculuklar) filmiyle açıyor. Bu ilginç olduğu kesin çalışma George W. Bush 'un seçim öncesi kampanyasına değinen oldukça iğneleyici, alaycı, eleştirel bir yaklaşımla gerçekleştirilmiş bir çalışma. Yarışma dışı yer alacak yan etkinliklerde Rus Tefik Şakverdiyev 'in 5 filmi: Zafer Marşı, Rusya'nın Çocukları, Alkışlayan Ulus İçin, Stalin Bizimle ve Aşka Giriş gösteriliyor. Alman Yönetmenlere Saygı'da, Wim Wenders 'in bizde de ilgiyle karşılanan ''Buena Vista Social Club'' ı, Walther Ruttmann 'ın ''Berlin, Büyük Bir Kentin Senfonisi'', Werner Herzog 'un ''Karanlığın Dersleri'' ve Volker Koepp 'un filmleri var. ''Berlin, Büyük Bir Kentin Senfonisi'' canlı müzik eşliğinde sinemaseverlere sunulacak.

Yunanlı Dimitris Mavrikios 'un ''Doğu Bilmecesi'', ''Polemonta'', ''Akdeniz ve İonya'nın Boyutlandırılmış Resminin Köprüsü'' çalışmaları var. Bu belgesellerin yanı sıra ''temalı belgeseller'' de gösterimde olacak: Sinemada Dans, Huzursuz Balkanlar, Eski Yunanistan'da Olimpiyat Oyunları, ayrıca 15 ülkeden de çağdaş örnekler.

Uygarlığın ışıkları sinema
Yöneticisi Costas Skouras, festivalin 5'inci yaşını kutlamaktan ötürü çok gururlu: ''5'inci yaşımızı mumları, ışıkları söndürerek kutlamıyoruz, tersine, amacımız daha çok ışık yakmak, çevremizi apaydınlık kılmak. Sinema ışıklarını, yani uygarlığın ışıklarını daha da güçlendirmek istiyoruz. Festivallerin sorumluluğu ve görevi sinema salonlarına kitleleri çekmek olmalı. Kitleleri farklı toplumların görsel yaratıcılığının içine sokarak yakınlaştırmak, evrensel bir yaklaşımla toplumlar arasında doğrudan doğruya bir iletişim kurmak.''

Kalamata'da film gösterilerinin yanı sıra, besteci-müzisyen Nikos Kypourgos 'un konseri, Mema Spyratou ve Lambros Liavas 'ın ''Karagöz Müzikali'' , çocuklar için de hazırlanmış bir etkinlik olan Karagöz atölyesi, ''Savaş ve Sinema'' adlı film afişleri sergisi yer alıyor. Festivalin sponsorları ise Gelişim Bakanlığı, Yunan Turizm Derneği, Onasis Vakfı, Alpha TV kanalı, Yunan Film Merkezi, Fuji Film. 1998'den bugüne dek Kalamata Belgesel Film Festivali'nde 480 film gösterildi, 45-55 ülke katıldı, 350 yönetmenin çalışmalarını ise 60bin kişi izledi... Walther Ruttmann'ın imzasını taşıyan 1927 yapımı 'Berlin, Büyük Bir Kentin Senfonisi', festivalde canlı müzik eşliğinde gösteriliyor.

“YAĞMURDAN ÖNCE”DEN SONRA

-Harun; oğlum gözünü seveyim, şu hesabı çabuk getir. Akçaabat Köftecisi'nden uçarak eve konuyorum. 21:00 de CNBC'de Milcho Manchevski'nin “Before The Rain”i var. Yani, 1995 Oscar adayı, 1996 Venedik Altın Aslan Film Festivali birincisi “Yağmurdan Önce”; ama ne yağmur. Makedonya dramı beni bekliyor. İlk sağanak yağış; oğlan çocuğu traşlı Arnavut kızın “artık ölümü hakketmesiyle” Ankara'da, kırk santimetre uzaklıktan televizyon seyredilen bir evde başlıyor. Ve karton siperli yüreğime mesaj bombardımanı devam ediyor; kapakara bulutar, Balkan ezgileri arasinda. “Neden?”i arayan Alex'in vurulmuş bedenine yağmur damlaları düşerken, 23:12 de film biterken ve ruhumda şimşekler çakarken soruyorum: “Neden?”

“Before The Rain” filminin müziklerine bu gece ulaşamam. Artık; “Before The Rain” filminde Alex'i canlandıran Sırp Rade Serbedzija'nın aldığı yoğun ölüm tehditleri sonucu Belgrad'ı terkedip, Hırvatistan'da yaşaması gibi; savaşı reddettiği için, doğduğu toprakları terketmek zorunda kalan Goran Bregovic'in “War”ı ile idare edeceğim.

Gözümün önünde; geçenlerde ATV'de izlediğim görüntüler.Bosna'da kazılmış bir toplu mezar ve mezarı kazan kadının eldivenli elinde, toz toprak içerisindeki bir emzik ! Bir de Emir Kusturica'nin Underground filmi vizyona giriyor “Yağmurdan Önce”den sonra; gecenin o vakti. Ve bir film şeridi yeniden geçiyor gözlerimin önünden;
Soni, Marco, masallardaki bir ülke, kopan ada, adadaki düğün , HERKESİN MUTLU, SAĞ ve HEP BERABER olduğu fantastik düşsel son. Hastane yatağında dürbün gibi gözlükler, köstekli saati pandül gibi sağa sola sallayış ve bir can alınırken gittikçe hızlanan, gürleşen sesler;

“tik tak tik tak tik tak tik tak ......”

dus hekimi yalcin ergir http://www.ergir.com

(Balkan kültürünü öğrenmek için acaba kaç tik tak a ihtiyacımız var?)
http://ergir.com/saatli/yagmurdan_once'den_sonra.htm

Costa-Gavras son çalışması 'Amen' le 'İnsan Hakları Ödülü' nün sahibi oldu

-Cumhuriyet 05.01.2003

Dünyanın sessizliği 5.Uluslararası Sinema-Tarih Buluşması'na son filmi 'Amen'le katılan Costa-Gavras, " Sinema, her halkın kültürünün, kimliğinin bir parçasıdır. Bosnalı bir dostum sinemayı evindeki, yansımalarımızı görebileceğimiz bir aynaya benzetir. Kendi sinemanız, kendi aynanız yoksa ne yazık ki başkalarının aynalarına bakmak zorundasınızdır" diyor. ASLI SELÇUK TÜRSAK Vakfı'nın düzenlediği 5. Uluslararası Sinema-Tarih Buluşması'na son çalışması ''Amen'' le katılan Costa-Gavras 'a ''İnsan Hakları Ödülü'' verildi. Cannes Film Festivali'nin açılış filmi de olan ''Amen'' , Sinema-Tarih Buluşması'ndaki gösterimlerinin ardından 17 Ocak 2003'te sinemalarımızda vizyona girecek. 1933'te Yunanistan Kilvia'da devlet memuru bir baba ve Ortodoks inançlı bir annenin çocuğu olarak doğan Costa-Gavras, annesinin isteğiyle aldığı Ortodoks eğitiminin ardından 18 yaşındayken Paris'e gitti. Sorbonne'da edebiyat okurken bir yandan da çalışan Gavras, ünlü sinema okulu IDHEC'i bitirip Y. Allégret, R. Clair, J. Demy gibi önemli yönetmenlere asistanlık yaptı. 1965'te çektiği ilk filmi bir aksiyon-gerilim olan ''Compartiments tueurs'' dü (Katiller Kompartımanı). Yapmak istediği filmleri çektiğini belirten, ağırlık verdiği politik çalışmalarında lirizmin ve hırslı bir yönün aynı anda yer aldığını düşünen Gavras, dünya sinemasına ''Z'' (1969, Yabancı Film Oscar'ı, Cannes Jüri Özel Ödülü), ''L'Aveu'' (İtiraf/1970), ''Etat de siège'' (Sıkı Yönetim/ 1973), ''Section spéciale'' (Özel Bölüm/1975), ''Missing'' (Kayıp/1982, Cannes Altın Palmiye, uyarlama senaryo Oscar'ı), ''Hanna K'' (1983), ''Betrayed'' (Hain/1988), ''Music Box'' (Müzik Kutusu/1990, Berlin Altın Ayı) gibi önemli yapıtları da kazandırmış bir sinemacı. İletişim ve küreselleşme - Önyargıları yıkmak atomu parçalamaktan güçtür diyor Einstein. Amen'de en olumlu kişilikler sayabileceğimiz Kurt Gerstein (U. Tukur ) ve Riccardo Fontana ( M. Kassovitz ) ne yazık ki iyilikleriyle birlikte yok oluyorlar. Tanıklıkları erk sahiplerinin siyasi seçimleriyle işlenen bu suçlar dünyaya duyurulmuyor. Bir anlamda günümüzde de aynı acımasızlıklar sürüyor. Üstelik haberleşmenin inanılmaz bir hız kazandığı bir çağın içindeyken. Küreselleşmeyle gelen haberleşme bombardımanı, toplumları daha mı duyarsızlaştırdı?

COSTA-GAVRAS - Doğru, iletişim ve küreselleşme at başı gidiyorlar ve sonuçta bir ticarete dönüştüler. Topluma karşı olan görevlerini, sorumluluklarını çoktandır unuttular, her olaya ticari bir açıyla yaklaşmaya başladılar. Onlar için artık tek önemli gösterge reyting sağlamak, parasal verimliliği yükseltmek. TV kanallarıyla, gazetelerin günümüzde tek amacı bu. Geldiğimiz noktada toplumların en büyük sorunu ve açmazı da bu oldu. İnsanlar inanmadan inanıyorlar. İletişim eğitici-öğretici rolünden çok uzaklaşmış durumda. Küreselleşme yeni bir insanlık olayı. Olumlu olduğu bazı noktalar var, fakat kültürel açıdan sayısız olumsuzluğu da içinde barındırıyor. Bu yüzden Fransa'da kültürel ayrıklıkların korunması için savaşıyoruz, tartışıyoruz. Her ülke özgün kültürel kimliğini korumalı ve savunmalıdır. Bu kavgaların yanı sıra verilecek en büyük kavga da doğrudan doğruya insanların mutluluğunu, özgürlüğünü savunan bir kavgadır. Filmi yapış nedeni Gerstein - ''Amen''de SS Subayı Kurt Gerstein'ın yanında yer alıyorsunuz. Onun davranışını Vatikan'a, Papa'ya göre çok daha saygıdeğer, onurlu buluyorsunuz. Bu, insanlığa 3. binyılda yeniden bir şeyleri anımsatmak değil mi?

GAVRAS - Hiç kuşkusuz. İnsanlar ne kadar alçakgönüllü olurlarsa Hıristiyanlığa, onun felsefesine o kadar bağlı ve sadık kalabilirler. Böylece bir Hıristiyanın yapması gerekenleri ancak yerine getirebilirler. Bana göre Gerstein'la rahip Fontana, Papa'dan, Vatikan'dakilerden çok daha Hıristiyan, çok daha inançlı, vicdanlı kişiler. Bana göre Papa'nın sorunu bir devlet adamı gibi mantık yürütmesi. Vatikan bir devlet, onun en ulu din kişisi de bir devlet adamının olaylara uzaklığı ile davranıyor. Oysa bu davranış, düşünce biçimi dinin vaaz ettikleriyle kesinlikle bağdaşmıyor. Olaydaki Gerstein kişiliğine hayran oldum, bu yüzden de bu filmi yaptım. SS Subayı Gerstein'la rahip Fontana olağanüstü kişilikler. Yaşamlarını riske atıyorlar, kendilerini inandıkları şey uğrunda feda ediyorlar, çünkü onlar insanların vicdanına inanıyorlar; tanıklık ettikleri acımasızlıkların, cinayetlerin asla kabul edilebilir olduğuna inanmıyorlar. Gerstein gerçekten yaşamış bir kişilik. Fontana ise birçok insanın değişik öğelerini, değişik yönlerini yansıtan karma bir karakter. - ''Amen''le başkalarının sessizliğine değinirken beni ilgilendiren tüm dünyanın sessizliği diyorsunuz... Günümüzde daha da çoğalan bir nüfusla genişleyen bu sessizlik sürmekte, değil mi? GAVRAS - Kesinlikle. Dünyada her gün açlıktan ve hastalıktan 60.000 çocuk ölüyor. AIDS'ten ölenlerin sayısı da 7.000. İlaç firmaları hiçbir şey yapmıyor, fiyatlarını bile indirmiyorlar. Çok sayıda kuruluş ve insan kalabalığı da ölüm sıralarını bekleyen bu çocuklar için hiçbir şey yapmıyor. Susuyorlar ya da durmaksızın konuşup söylev veriyorlar. Kimse eyleme geçmiyor. Gerstein'ın yaşadığı 30'lar, 40'larla günümüz dünyası arasındaki şaşırtıcı fark da düşünceme göre budur. Sinemada edebiyatın yeri - Sizin Jorge Semprun, Vassili Vassilikos, Romain Gary gibi önemli edebiyatçıların yapıtlarından yola çıkan çalışmalarınız var. Sinemanızda edebiyatçı yanınızın etkileri hangi boyutta oldu? GAVRAS - Semprun'un kitaplarını uyarlamadım fakat ''Amen'' e kaynak olan, Alman yazar Rolf Hochhuth 'un 1963 tarihli ''Der Stellvertrete'' adlı oyununun Fransızca uyarlaması ''Le Vicaire'' i (Piskopos Naibi) Semprun gerçekleştirdi. Edebiyat çok önemli. Semprun'dan, öteki yazarlardan sinemaya yaptığım uyarlamalar değerli çalışmalardır. Çünkü tümü belgelere, gerçek olaylara dayanıyor. Bu yapıtların yazarları bu olaylar üstüne çok düşünmüşler, sorunların nedenlerini irdelemek için çalışarak sayısız araştırma yapmışlar. Bundan ötürü bu kitaplar değerlidir. Fakat sinema uyarlamaları doğallıkla bu seçkin edebiyat örneklerinden değişerek uzaklaşıyorlar. Sinemada, görüntünün mantığı yazının, sözün mantığından tümüyle farklı. Hiç kuşkusuz bu kitaplar olmasaydı ben bu filmleri çekemezdim. Sinemada edebiyatın tartışılmaz olan bir yeri vardır. Çünkü sinema her şeyden önce yazının resme, görüntüye dönüşmesidir. Diyebilirim ki yazı sinemanın anasıdır.

GAVRAS'A GÖRE TÜRKİYE'DE FİLM SAYISI YETERSİZ

Devlet sektördeki sorunlarla ilgilenmeli - 2003'te dünya sinemasının gelişimini (teknik yönü dışında) nasıl buluyorsunuz? GAVRAS - Ben her ülkenin kendi sineması olmalı diye düşünüyorum. Bir ülkenin kültürü, ulusal eğitimi hatta polisi gibi sineması da o ülkenin kültürünün bir yansıması, parçasıdır. Devlet, sinema sektöründeki sorunlarla ilgilenmeli, sinemacılara film yapma olanakları tanımalı. Örneğin 1945'ten beri Fransa'da yapıldığı gibi. Günümüz sineması yavaş yavaş gelişiyor, biçimleniyor. Türkiye yüzölçümü olarak Fransa'dan da büyük bir ülke, ne yazık ki sineması zayıf. Zayıf derken film sayısı yetersiz demek istiyorum. Yılda 15-20 film çekerek o ülkede 15 iyi film yapılamaz. 100-150 film üretilmeli ki aralarından 10'u gerçekten iyi film olabilsin, uluslararası platforma çıkabilsin. Edebiyatta da bu aynen böyledir. Örneklersek; petrol aranırken sayısız sondaj yapılır ve içlerinden ancak birkaçında petrol bulunur, bu biraz kaba bir örnek oldu fakat demek istediğimi tam açıklıyor. Sinema, her halkın kültürünün, kimliğinin bir parçasıdır. Bosnalı bir dostum sinemayı evindeki, yansımalarımızı görebileceğimiz bir aynaya benzetir. Kendi sinemanız, kendi aynanız yoksa ne yazık ki başkalarının aynalarına bakmak zorundasınızdır. - Uluslararası Sinema-Tarih Buluşması etkinliği için neler düşünüyorsunuz? GAVRAS - Gerçekten ilginç bir festival. Birkaç yıl önce başladığını biliyorum. Her yıl övgülerin arttığını duyuyorum. Programına, gösterilen filmlere baktım, iyi bir seçim. Ben belirli temaları olan festivalleri daha çok seviyorum. Yalnız ödül dağıtan, medyatik olma tasaları taşıyan festivallerden hoşlanmıyorum. Kimi festivallerse politikacıları, siyaset adamlarını konuk ederek bu yoldan reklamlarını yapıp ilgi çekmeyi istiyorlar.

Babam krala karşıydı - Annenizin bir Ortodoks, babanızın ateist ve 2. Dünya Savaşı direnişçisi olduğu biyografinizde yer alıyor. Yetişmenizde ailenizin etkileri neler oldu? GAVRAS - Annemle babam çok hoş insanlardı. Zengin değildiler. Üç erkek kardeştik, hepimizin okuması için ellerinden geleni yaptılar. Eğitime inanıyorlardı. Kardeşlerimden biri doktor, biri avukat oldu. Babam hiç dindar değildi, kiliseye de öylesine arada giderdi. Ailemin bizlere verdiği Ortodoks eğitimi salt kiliseye gitmekten ibaretti. 'Annemin dinle ilişkisi etkileyiciydi' - Dinî bir okula gitmediniz öyleyse... GAVRAS - Dinî bir eğitim aldım diyemem, ama tüm okullar Ortodokstu. Sabahları dua ederdik fakat bunun dinî bir eğitimle bence uzaktan yakından ilgisi yok. Annemin dinle olan ilişkisine gelince, etkileyiciydi. O insanlara inanırdı, onlara saygı göstermek gerektiğini, hırsızlık yapmamayı, öldürmemeyi, başkalarının onurunu çiğnememeyi öğretti bizlere. Başrahibin, papazların bana öğrettiklerine gelince, benim kiliseden uzaklaşmama neden oldular. Çelişkili bir durumdu bu. Çünkü onların söyledikleriyle yaşadıkları birbiriyle hiç bağdaşmıyordu. Oysa annemle babam savunduklarını yaşamlarında da uyguluyorlardı... 'Almanlara direndi, hapis yattı' - Babanız 2. Dünya Savaşı'nda direnişçiydi. GAVRAS - Almanlara karşı durdu. Yunanistan'daki sol hareketin içinde olanlar komünist damgası yediler. Babam komünist değildi, krala karşıydı. Yunanistan'ın bir krala değil, bir başbakana gereksinimi olduğunu savunuyordu. Babam ayrıca Yunan krallarının Yunanistan'ı Türkiye ile savaşa sürüklediğini söylemiştir hep. Üç yıl boyunca Küçük Asya'da cephede kaldı, tüm arkadaşlarının, dostlarının ölümünü gördü. Bizlere Sakarya'da ne işimiz vardı, Türkiye'de bizim ne işimiz vardı, oraya gitmenin hiçbir anlamı yoktu, demiştir. Kraliyet ailesinin büyük Yunanistan düşleri olduğunu, Bizans İmparatorluğu'nu yeniden kurmak gibi saçma sapan düşünceleri olduğunu gayet iyi biliyordu, onlara şiddetle karşıydı. Bu yüzden de Almanlara direndi, çok kez de hapis yattı. Solcu bir babanın oğlu olan Gavras 'Z'de solcu bir milletvekilinin öldürülüşünü anlatır.

Sinemada Balkan işbirliği
Balkan ülkeleri, sinema alanında örgütleniyor. Çoğunluğunu Balkan ülkelerinin oluşturduğu See Cinema Network (Güneydoğu Avrupa Sinema Ağı) sinema alanında ülkeler arasında işbirliği yapılması doğrultusunda somut adımlar atmaya başladı. Arnavutluk, Bosna-Hersek, Bulgaristan, Yugoslavya, Slovenya, Güney Kıbrıs, Türkiye, Hırvatistan, Makedonya, Romanya ve Yunanistan'ın üye olduğu See Cinema Network, kaynaklar yaratarak, filmlerin dağıtımını sağlayarak ve gezici festivaller düzenleyerek Balkan ülkeleri arasında sinemayı desteklemeyi amaçlıyor. Üye ülkelerin temsilcilerinin katıldığı See Cinema Network son toplantısı 15 Temmuz'da İstanbul'da düzenledi. Kültür Bakanlığı ve SESAM'ın ev sahipliği yaptığı toplantıda filmler için yeni finans kaynakları oluşturulması için iki yıl sürecek pilot fon uygulaması yapılması kararlaştırıldı. Toplantıda ülkelerin sinemayı kendi olanaklarıyla desteklemelerinin yetersiz olduğunun, bu desteğin bölgesel işbirlikleriyle güçlendirilmesi gerektiğinin altı çizildi. Yunan Film Merkezi'nin önerisiyle de yeni yapımları destekleyen iki yıl sürecek pilot fon uygulamasının yapılması kararlaştırıldı. Uygulama bu yılın sonunda Selanik'te yapılacak olan toplantı sonrası başlayacak. 20 filme destek Yaklaşık 150 bin euro'luk bir bütçeyle en fazla 20 yapım desteklenecek. Konulu filmlerin yararlanabileceği uygulamada her yapıma en fazla 15 bin euro'luk bir destek sağlanacak. Fonun yüzde 75'ini Yunanistan sağlarken diğer bölümü üye ülkeler tarafından oluşturulacak. Bu uygulama başarılı olursa uygulama kapsamı genişletilecek. See Cinema Network'un nihayi amacı sinemaya Balkan ülkeleri arasında Euroimages kapsamında bir destek sağlamak. Çeşitli festivallerle bu yeni oluşum tanıtılacak. Bu festivallerden bir de Cannes Film Festivali olacak. See Cinema Network'e üye ülkeler arasında ortak etkinlikler düzenlenmesi ve somut sonuçların alınması için 5-7 Eylül tarihleri arasında Makedonya'da 'Media' başlıklı bir konferans da düzenlenecek. Konferanstan etkin bir biçimde yararlanmak için üye ülkelerin dışişleri ve kültür bakanlarına bir mektup gönderilecek. Mektupta Sofya'da üye ülkelerin imzaladığı anlaşmayı onaylamaları rica ediliyor. Mart 2003'te Litvanya Ulusal Film Merkezi tarafından bölge filmlerinin gösterileceği bir festival düzenlenecek.

Türk sinema sektörü binlerce filme imzasını attı. Çoğu Yeşilçam'ın tarihinde bir dipnot olarak kaldı, bir bölümü ise belleklere kazındı... Eleştirmen, yapımcı ve yönetmenlere "ölmeden önce mutlaka görülmesi gereken filmler"i sorduk

Mutlaka görmeniz gereken Türk filmleri


Edna LEVİ

Steven Schneider'in yazdığı "Ölmeden Önce Görmeniz Gereken 1001 Film" kitabı büyük ilgi gördü. Birçok köşe yazarı sütunlarında bu kitaptan söz etti. Türk sineması ile ilgili benzer bir anket yapsak nasıl listeler çıkardı? Eleştirmen, yapımcı ve yönetmenlere "ölmeden önce görülmesi gereken 11 Türk filmi"ni, sıralama yapmalarını istemeden sorduk. Listenin 11 filme indirgenmesinden yakınan pek çok kişi gönüllerinden daha birçok filmin geçtiğini söyledi. Onlara tek bir film seçecek olsalardı ne cevap vereceklerini ve filmleri seçiş nedenlerini de sorduk. Sonuçta Yavuz Turgul'un "Muhsin Bey"i ve Şerif Gören'in "Yol"u en çok oyu alırken, Metin Erksan'ın "Sevmek Zamanı" ve "Susuz Yaz"ı, Atıf Yılmaz'ın "Selvi Boylum Al Yazmalım"ı, Ö. Lütfi Akad'ın "Gelin-Düğün-Diyet" üçlemesi sık önerilenler arasında yer aldı. (İsimler alfabetik sıraya göre yazılmıştır.)

ALİN TAŞÇIYAN (Gazeteci -Milliyet)
Gönlünden geçen filmlerin sayısının çok daha fazla olduğunu belirten Alin Taşçıyan, "Ben filmler söz konusu olduğunda şekerci dükkanında çocuk gibiyim. Seçtiğim filmleri kişisel olarak çok sevdiğim, çok beğendiğim filmler olmalarının yanı sıra hayata, insana dair fikirler, duygular veren, tartışmalar açabilen, duyarlılıkla ve sinema sanatına layık bir üslupla gerçekleştirilmiş, dünya çapında önemli yapıtlar oldukları için tercih ettim" diyor.

  • Üçüncü Sayfa - Zeki Demirkubuz
  • Mayıs Sıkıntısı - Nuri Bilge Ceylan
  • Umut - Yılmaz Güney
  • Sürü - Zeki Ökten
  • Hakkari'de Bir Mevsim - Erden Kıral
  • Güneşe Yolculuk - Yeşim Ustaoğlu
  • Sevmek Zamanı - Metin Erksan
  • Anayurt Oteli - Ömer Kavur
  • Gelin-Düğün-Diyet üçlemesi - Ö. Lütfi Akad
  • Muhsin Bey - Yavuz Turgul
  • Harem Suare - Ferzan Özpetek

    ATİLLA DORSAY (Sinema eleştirmeni - Sabah)
    Türk sinemasında görmeniz gereken tek bir film sorusuna Atilla Dorsay, Memduh Ün'ün "Üç Arkadaş"ıyla cevap verdi. Dorsay bu filmi hem klasik Yeşilçam'ın bütün duyarlılıklarının bir özeti hem de hâlâ modern kalabildiği için seçtiğini belirtiyor.
  • Üç Arkadaş - Memduh Ün
  • Susuz Yaz - Metin Erksan
  • Gelin-Düğün-Diyet üçlemesi - Ö. Lütfi Akad
  • Sürü - Zeki Ökten
  • Yol - Şerif Gören
  • Anayurt Oteli - Ömer Kavur
  • Adı Vasfiye - Atıf Yılmaz
  • Eşkıya - Yavuz Turgul
  • Masumiyet - Zeki Demirkubuz
  • Gemide- Serdar Akar
  • Uzak - Nuri Bilge Ceylan

    BURAK GÖRAL (Sinema eleştirmeni - Posta)
    "Koca Türk sinemasını 11 filmle özetlemek çok zor" diyen Burak Göral, 11 Türk filminin içinden bir tanesini seçmekte zorlandığını belirtiyor. "Yine de gönlüm 'Muhsin Bey'den yana" diyen Göral nedenini ise şöyle açıklıyor: "Belki de seyretmeyeli çok uzun zaman olduğu ve özlediğim içindir. Eksiksiz yazılmış senaryosu, hikayesini anlatmadaki başarısı, seyircisini gerçeklerle yüzleştirme şekli ve muhteşem oyunculuklarla yüklü 'Muhsin Bey', Türk sinemasının yüz akı filmlerinden de biridir."
  • Ah Güzel İstanbul - Atıf Yılmaz
  • Uzak - Nuri Bilge Ceylan
  • Yol - Şerif Gören
  • Züğürt Ağa - Nesli Çölgeçen
  • Muhsin Bey - Yavuz Turgul
  • Masumiyet - Zeki Demirkubuz
  • Vesikalı Yarim - Ö. Lütfi Akad
  • Sevmek Zamanı - Metin Erksan
  • Susuz Yaz - Metin Erksan
  • Umut - Yılmaz Güney
  • Selvi Boylum Al Yazmalım - Atıf Yılmaz


    ÇAĞAN IRMAK (Yönetmen)
    Görülmesi gereken filmler listesinde Ö. Lütfi Akad'ın "Düğün"ünü ilk sıraya koyan Çağan Irmak, "Hayatımda çok özel bir yeri var. Farklı bir Türk filmi olarak beni çocuk yaşımda ilk etkileyen filmdir" diyor.
  • Gelin-Düğün-Diyet üçlemesi - Ö. Lütfi Akad
  • Ah Güzel İstanbul - Atıf Yılmaz
  • Muhsin Bey - Yavuz Turgul
  • Karanlıkta Uyananlar - Ertem Göreç
  • Kuyu - Metin Erksan
  • Susuz Yaz - Metin Erksan
  • Vesikalı Yarim - Ö. Lütfi Akad
  • Haremde Dört Kadın - Halit Refiğ
  • Selvi Boylum Al Yazmalım - Atıf Yılmaz
  • Kaç Para Kaç - Reha Erdem
  • Adı Vasfiye - Atıf Yılmaz


    DOĞAN HIZLAN (Gazeteci - Hürriyet)
    Her izlediğinde, saydığı filmlerden tekrar etkilendiğini belirten Hızlan bunları seçmesinin nedenini şu şekilde açıklıyor: "Sinemamızın seyrinde ciddi roller üstlenmiş yönetmenlerin önemli filmleri olmaları bunun nedenidir. Gerek oyunculuk gerek senaryo açısından Türk sinemasının gelişimi sırasında işaret noktalarıdır."
  • Gelin - Ö. Lütfi Akad
  • Anayurt Oteli - Ömer Kavur
  • Sevmek Zamanı - Metin Erksan
  • Muhsin Bey - Yavuz Turgul
  • Dertli Pınar - Faruk Kenç
  • Arkadaş - Yılmaz Güney
  • Mine - Atıf Yılmaz
  • Gurbet Kuşları - Halit Refiğ
  • Hakkari'de Bir Mevsim - Erden Kıral
  • Kanlı Para - O. M. Arıburnu
  • Uçurtmayı Vurmasınlar - Tunç Başaran

    GIOVANNI SCOGNAMILLO (Araştırmacı yazar)
    Giovanni Scognamillo, Yavuz Turgul'un "Muhsin Bey"inin mutlaka görülmesi gereken bir film olduğunu söylüyor. Değerli bir karakteri ve nostaljik bir mekan olan Beyoğlu'nu anlattığı için filmi beğendiğini belirtiyor. "Senaryo, yönetmen, biçim, oyunculuk ve özellikle Şener Şen'le son derece başarılı bir film" demeyi de ihmal etmiyor.
  • Susuz Yaz - Metin Erksan
  • Gelin - Ö. Lütfi Akad
  • Sürü - Zeki Ökten
  • Yol - Şerif Gören
  • Umut - Yılmaz Güney
  • Muhsin Bey - Yavuz Turgul
  • Gurbet Kuşları - Halit Refiğ
  • Anayurt Oteli - Ömer Kavur
  • Güneşe Yolculuk - Yeşim Ustaoğlu
  • Selvi Boylum Al Yazmalım - Atıf Yılmaz
  • Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni - Yavuz Turgul


    HALİT REFİĞ (Yönetmen)
    Halit Refiğ "Ölmeden önce görmeniz gereken bir film" sorusuna, Ö. Lütfi Akad'ın "Emekli Başkan" filmiyle cevap verdi: "Bu en sevdiğim Türk filmidir ve filmin konusunu ben bulmuş olmayı çok isterdim."
  • Kanun Namına - Ö. Lütfi Akad
  • İpsala Cinayeti - Ö. Lütfi Akad
  • Üç Arkadaş - Memduh Ün
  • Muhsin Bey - Yavuz Turgul
  • Karanlıkta Uyananlar - Ertem Göreç
  • Sevmek Zamanı - Metin Erksan
  • Çalıkuşu - Osman Seden
  • Dönüş - Türkan Şoray
  • Hayallerim Aşkım ve Sen - Atıf Yılmaz
  • Emekli Başkan - Ö. Lütfi Akad
  • Vizontele - Yılmaz Erdoğan


    TUĞRUL ERYILMAZ (Gazeteci - Radikal / Milliyet Sanat)
    "İlle de bir tane diyorsanız Ö. Lütfi Akad'ın 'Vesikalı Yarim'ini söyleyebilirim" diyor Tuğrul Eryılmaz. "İnsanın içine işleyen bir film olmasının yanı sıra güzeller güzeli Türkan Şoray'ı da unutmamak lazım" diye de ekliyor.
  • Yol - Şerif Gören
  • Umut - Yılmaz Güney
  • Vesikalı Yarim - Ö. Lütfi Akad
  • Hudutların Kanunu - Ö. Lütfi Akad
  • Bitmeyen Yol - Duygu Sağıroğlu
  • Gurbet Kuşları - Halit Refiğ
  • Üç Arkadaş - Memduh Ün
  • Selvi Boylum Al Yazmalım - Atıf Yılmaz
  • Meyhanecinin Kızı - Ö. Lütfi Akad
  • Bereketli Topraklar Üzerinde - Erden Kıral
  • Bir Yudum Sevgi - Atıf Yılmaz


    TÜRKER İNANOĞLU (Yapımcı)
    Türker İnanoğlu çok iyi bir senaryoya, yönetime ve oyunculara sahip dediği Nesli Çölgeçen'in "Züğürt Ağa"sını "Ölmeden önce görmeniz gereken bir film" kategorisine dahil ediyor ve "Bana duygu ile güldürüyü bir arada yükledi" diyor.
  • Kanun Namına - Ö. Lütfi Akad
  • Beyaz Mendil - Ö. Lütfi Akad
  • Yol - Şerif Gören
  • Susuz Yaz - Metin Erksan
  • Züğürt Ağa- Nesli Çölgeçen
  • Muhsin Bey - Yavuz Turgul
  • Karılar Koğuşu - Halit Refiğ
  • Eşkıya - Yavuz Turgul
  • Hababam Sınıfı - Ertem Eğilmez
  • Gırgıriye - Kartal Tibet
  • Acı Hayat - Metin Erksan


    UĞUR VARDAN (Sinema eleştirmeni - Radikal)
    Saydığı filmlerin aynı derecede önemli olduğunu söyleyen Uğur Vardan, "Belki 'Umut' diğerlerinden çok az bir şekilde biraz önde" diyor. Nedenini ise "Fakirliği, çıkışsızlığı, sisteme olan inançsızlığı son derece gerçekçi ve insani bir şekilde anlattığı için" diye açıklıyor.
  • Umut - Yılmaz Güney
  • Gemide - Serdar Akar
  • Selvi Boylum Al Yazmalım - Atıf Yılmaz
  • A Ay - Reha Erdem
  • Masumiyet - Zeki Demirkubuz
  • Kırık Bir Aşk Hikayesi - Ömer Kavur
  • Teyzem - Halit Refiğ
  • Kardeşim Benim - Nesli Çölgeçen
  • Usta Beni Öldürsene - Barış Pirhasan
  • Yol - Şerif Gören
  • İnşaat - Ömer Vargı

 

.....
sayfa başına dön


 

 
Nutuk (Sesli ve Görsel)
 
Etkinlik Takvimi
, 2017
PzrPztSalÇrşPrşCumCts
1 2
3 4 5 6 7 8 9
10 11 12 13 14 15 16
17 18 19 20 21 22 23
24 25 26 27 28 29 30
 
 
 
 
 
Copyright Aralık 2002 © balkanpazar.org
tasarım ve uygulama Artgrafi.net