Anasayfa   İletişim  
Reklam  
   
 
 
   
Google
   
   
    
 
 

 
 
 
 

RUMELİ YÖRÜKLERİ

Mehmet İNBAŞI

Osmanlı Devleti'nin kuruluşuna amil olan unsurlardan birisini teşkil eden konar-göçer aşiretler, yaşadıkları bölgelere göre “Türkmen” veya “Yörük” ismiyle bilinmektedirler. “Yörük”, Anadolu'da ve Rumeli'de göçebe hayatı yaşayan Türk kabilelerine umumi olarak verilen isimdir. XVI. ve XVII. yüzyıllarda Anadolu, Suriye ve Irak'ta yaşayan Türk teşekkülleri, “Yörük” ve ‘Türkmen” adları ile iki kola ayrılır. Türkmen adı, Anadolu'nun Kızılırmak'tan itibaren doğu ve güneyde kalan bölgeleri ile Suriye ve Irak'ta yaşayan aşiretler tarafından kullanılmaktadır. Halep ve Yeni-il Türkmenleri bunun en güzel örneğini teşkil etmektedir. “Yörük” adı ise Kızılırmak'tan Adalar ve Marmara Denizi kıyılarına kadar uzanan yerlerdeki teşekküller ile Rumeli'de bulunan aşiretleri ifade etmektedir.

Batı Anadolu'da özellikle Yörük menşeli askerlerin çokluğu, bu bölgede gazi beyliklerin kuruluşunda ve batıya doğru fütuhat hareketinin genişlemesinde önemli rol oynamıştır. Osmanlı Devleti'nde konar-göçer olarak bilinen Yörük ve Türkmenler, hem devletin kuruluşunda, gelişmesinde, dinamik bir fetih politikası oluşturulmasında önemli rol oynamışlar, hem de devlet bunları başıboş bırakmamış merkeziyetçi bir idare tarzı ile daima kontrol altında tutmuş ve onlardan istifade yoluna gitmiştir. Bunlar batıya doğru yeni ele geçirilen topraklarda yerleştirilmiş, böylece göçebe unsurlar, kısmen yerleşik hayata geçirilmiştir. Rumeli'nin iskanı ve Türkleştirilmesinde bu Yörük gruplarından geniş ölçüde faydalanılmıştır.

Osmanlı Devleti, Yörükleri kontrol altında tutabilmek için, onların yaşayış tarzlarını da göz önüne alarak, hususi ve mali bir teşkilat kurmuş, yerleşik ahaliden olduğu gibi bunlardan da çeşitli şekillerde istifade yoluna gitmiştir. Kurulan bu teşkilatta, konar-göçer halk, üzerinde yaşadıkları toprağın ayrıldığı şekle göre yani tımar, zeamet, has veya bir vakıf toprağında, raiyyet olarak mülkiyet altına girmekte ve böylece hukuki bir nizama bağlanmaktaydı.

Yörük Teşkilatı

Rumeli'de Yörüklerin sayılarının gittikçe artması ve Istıranca Dağları ile Rodop Dağlarının tümüne, Tuna Nehri boylarından Şar Dağına, Makedonya'ya kadar olan bölgelerde yayılıp irili-ufaklı cemaatler halinde yurtlanmaları, bu bölgelerdeki dağ, tepe, yaylak ve akarsu civarında zamanla yerleşik hayata geçerek kurdukları köylere kadar uzanmaları, Osmanlı Devleti'ni bu Yörüklerden istifade yoluna sevk etmiş, bu sebeple de onlar için ayrı ayrı kanun ve nizamnameler hazırlanmıştır. Yörüklerin isimleri ve onlarla ilgili olarak ilk kanuni düzenleme, Fatih Kanunnamesi'nde yer almış kurulan Yörük teşkilatı, idari ve askeri maksatlara cevap verecek şekilde tanzim edilmiştir. Kanuni döneminde ise, Rumeli'deki Yörüklerin hukuki statüsü, bunlarla ilgili askeri ve mali mükellefiyetleri ihtiva eden Yörük kanunnameleri düzenlenmiştir.

İdari teşkilata göre Rumeli'deki Yörükler, ordu içinde ve ordunun geri hizmetinde muayyen bir görevi olan diğer askeri sınıflar gibi bir birimdir. Bununla ilgili olarak Kanunname-i Al-i Osman'da; “...yaya ve müsellem ve canbaz ve Yörük ve tatar ve voynuk askeridir...” şeklinde bir hüküm yer almaktadır. Zira Yörük, Rumeli'de askeri bir sınıftır ve bu sınıf tamamen Yörük grupları içerisinden seçilmektedir.

Rumeli'deki Yörük grupları, başlangıçta ya başlarındaki reislerin adına, ya herhangi bir farklı mümeyyiz vasıflarına veya en yoğun bulundukları bölgelerin isimlerine göre adlandırılmışlardır. Resmi işlemlerde de bu isimlerle tanınmışlar, oluşturulan gruplara göre de ayrı ayrı defterler düzenlenmiş, bunların bir sureti merkeze gönderilmiş, diğer sureti de Yörük beylerine verilmiştir.

Yörüklerle ilgili olarak kanunnamelerde; “Yörük la-mekandır. Ta‘yin-i toprak olmaz. Her karide dilerse gezerler” şeklinde bir kayıt vardır. Burada belirtildiği gibi, Yörüklerin belli bir mekanı yokmuş gibi görülürse de. belli mekan ve zaman kayıtlan ile bağlı oldukları anlaşılmaktadır. Hizmetleri karşılığında da belli muafiyetlere sahiptirler.

Osmanlı Devleti, Rumeli'de yapılacak askeri harekatta ve gerekli zamanlarda devlet himayesinde kullanmak ve seferlerde orduyu takviye etmek amacıyla hem Rumeli Yörüklerini hem de Rumeli'deki Tatarları “Eşkinci” adı altında teşkilatlandırmıştı.

Yörükler, “Ocak” diye isimlendirilen bir sistem dahilinde organize edilirdi. Bu ocak belli sayıda aile ünitesinden oluşurdu. Osmanlı kanunnamelerine göre Yörükler, Fatih devrinde 24'er kişilik gruplara ayrılmış, her biri için de “Ocak” tabiri kullanılmıştır. Bunların biri eşkinci, üçü çatal, yirmisi de yamak olarak kaydedilmiştir. Bu sayı, Kanuni döneminde bir kişi artırılarak ocaktaki nefer sayısı 25'e çıkarılmıştır. Bunlardan l'i eşkinci, 4'ü çatal, 20'si de yamak şeklindeydi. Eşkincilerden her yıl bir kişi göreve gitmekte ve buna da “be-nevbet” denilmekteydi.

Ocaklarda belirtilmiş olan 25 nefer sayısının Sultan III. Murad döneminde seferlerin uzaması sebebiyle 30'a çıkarıldığı bilinmektedir. Fakat dikkati çeken bir husus, 17 Şevval 978 / 14 Mart 1571 tarihli bir hükümde; Yörük taifesinden birçok kimsenin taun hastalığına yakalanması sebebiyle vefat ettiği, dolayısıyla da yamaklardan çok az kimse kaldığı, bu sebeple de beşer nefer yamağın yazılmasının emredildiği bildirilmiştir.

Aynı şekilde 1585 tarihli Naldöken Yörükleri'ne ait Tahrir Defteri'nde de “...cüz'i zamanda eşküncü taifesinin ekser yamakları fevt olub ocaktan ocağa ancak yedişer sekizer nefer yamakları kalmağla... Yörük eşküncüleri uzak seferlere ve ağır hizmetlere istihdam olundukları ecilden mezid-i merhamet hüsrevanemden beşer nefer ziyade yamak inayet edüb her bir ocağın yamağı yirmi beşer olmak...” şeklinde Şevval 991 / Ocak 1584 tarihli bir hüküm kaydedilmiştir. Böylece Yörüklerin ocaklarındaki nefer sayısı 5 eşkinci, 25 yamak olmak üzere 30'a çıkarılmıştır. Ancak birinci hükümde de ocaklara ziyade yamak yazılması hususu belirtilmesine rağmen, ocaklardaki nefer sayısı 5 eşkinci 20 yamak olarak kaydedilmeye devam edilmiştir. Ocak 1584 tarihli III. Murad dönemine ait hükümde, 5 eşkinci 25 yamak olarak açıkça kaydedilmesine rağmen buna her zaman uyulmadığı görülmektedir, örneğin, Naldöken Yörükleri 1585'te 5 eşkünci, 25 yamak ve 1.250 akçelik hasıl ile kaydedilmişken, 1597'de yeniden eski usule göre 5 eşkinci, 20 yamak ve 1.000 akçelik hasıl yazıldığı, 1609'da ise eşkinci ve yamak sayısı 25 nefer iken hasıllarının 3.500 akçeye çıkarıldığı görülmektedir. Tanrıdağı Yörükleri'nde ise durum daha da farklıdır. 1544'te 25 nefer 1.000 akçelik hasılla gösterilen Tanrıdağı Yörükleri, 1584 ve 1591'de 30 nefer 1.250 akçe, 1641'de 30 nefer 4.000 akçe ve 1670 ve 1675 tarihli defterlerde 35 nefer ve 4.000 akçelik hasılla kaydedilmişlerdir.

Eşkinci Yörükleri, zeamet birimleri halinde olup, bu birimlerden her birinin başında bir zaim, ihtiyaç kadar subaşı ve kadı bulunurdu.

Zaim/Subaşı

Yörük gruplarının asıl amiri “Mir-i Yörükan” ya da “Mir-liva-i Yörükan” denilen zaimlerdir. Zaim, kanun önünde Yörüklerin görev ve yükümlülüklerini yerine getirmesi bakımından sorumludur. Subaşı da denilen zaimler, sipahi sınıfından sayıldıkları ve yamaklardan aldıkları paralar, üzerlerine hasıl kaydedildikleri için, yamak resmini müzevvec / evlilerden ellişer ve mücerred / bekarlardan yirmi beşer akçe olmak üzere her sene Mart ayı başında almaktaydılar. Bununla ilgili olarak Yörük kanunnamelerinde; Amma subaşılar ve çeribaşıları, her yıl Mart ihtidasında alırlar. Zira bunlar sipahi kısmındadır. Subaşılar ve Çeribaşılar her yıl aldıkları ba'isden müzevveclerinden ellişer ve mücerredlerinden yirmi beşer akçe resm-i yamak alırlar.” şeklinde kayıtlar bulunmaktadır. Bunlardan başka cürm-ü cinayet resimleri ile arusiyyeleri ve kanunnamenin sayir bad-ı hevaları diye kaydettiği resm-i abd-ı abık (köle) ve kenizek (cariye) ve seyyibe (dul kadın) gibi vergiler subaşının, yani zaimindir. Bilindiği üzere cürm-ü cinayet resmi, alelade ve hafif suçlardan alınan nakdi vergidir ve daha ziyade zirai mahiyetteki suçları ihtiva etmektedir. Resm-i arusane veya arusiyye ise evlenme vergisi olup bakireden ve seyyibe ise dul kadının evlenmesinden dolayı alınan vergidir. Abd-i abık ve kenizek ise, daha sonra vergi grubunda yava ve kaçgun olarak bir başlık altında verilmiştir. Yava, sahipsiz olarak yakalanan hayvan demek olup bunun Türkçesi kaçgundur. Fakat bu aynı zamanda kaçan köle ve cariyeyi de ifade etmektedir. Bahsedilen bu vergiler ile ilgili olarak kanunnamelerde, “ve cürm ü cinayetleri ve resm-i ‘arusiyyeleri ve sayir bad-ı hevaları kendi subaşılarınındır. ... Gezende olmağla dutduklan yava ve kaçgun her kanda dutarlarsa müjdeganesi ve müddet-i örfiyyesi temam olanların tasarrufi kendi subaşılarındır...”‘ şeklinde kaydedilmiştir. Kısacası zaimin gelirleri başlıca üç ana gruptan temin edilmektedir. Bad-ı heva resimleri, serbest haymanelerden ve yamaklardan tahsil edilen vergilerdir. Bazen bunu karşılayabilmek için değişik yerleşim birimlerinin niyabet gelirleri de zaime hasıl olarak kaydedilmiştir.

Serasker / Çeribaşı

Yörük sınıfı içinde dikkati çeken bir de “Serasker” adı altında çeribaşılar bulunmaktaydı. Bu seraskerlerle ilgili olarak Tahrir Defterleri'nde “ ba-berat” ve “be-nevbet eda-i hidmet ederler” şeklinde kayıtlar vardır.

Seraskerlerin kendilerinin emrinde ayrıca yamakları ve belli bir nizama bağlanmamış olan bir de gelirleri vardı. Seraskerlerin emrindeki ocakların sayısı da çok farklıydı. Bazen 3, bazen 5, hatta 7 veya 10 ocağın bir ya da birkaç tane seraskeri bulunuyordu. Fakat genelde birbirlerine yakın olan yerleşim birimlerinde bulunan ocaklar, aynı seraskere bağlı idiler. Sipahi taifesinden oldukları için zaimlerde olduğu gibi sefer veya hizmet olsun-olmasın yamaklarından para alacakları Yörük kanunnamelerinde bildirilen seraskerler, her Yörük grubunda sayıları itibariyle mahdut miktardadırlar. Her mıntıkaya seraskerlerden bir veya birkaç tane gönderilmekte olup sefer ve hizmetlerde, nöbetli eşkincilerin başında, yamaklarından aldıkları harçlıklar ile, kendi aralarında nöbetle hareket etmekteydiler.

Defterlerde seraskeran ve Yörük kanunnamelerinde çeribaşı olarak işaret edilen ve sayıları zamanla artan bu zümre, yaya teşkilatındaki yayabaşıların vazifesine benzeyen bir iş görürlerdi. Çeribaşı sefer zamanında emrindeki eşkincileri toplayıp sefere katılmaktaydı. Zaimin idaresinde hareket eden seraskerler, Yörüklerin arasından seçilmekteydiler. Kanunnamelerde, “zikr olan tayifeden birisi bir vech ile seraskerliğe ve müsellemliğe ve çeltüklûğe ve tuzculuğa ve küreciliğe ve akıncılığa yazılsalar, vech-i meşruh üzere cinsinden çıkmazlar. Şöyle ki vilayet defterinde dahi gayri yere yazılsalar yine eşküncülüğü ve yamaklığı eyleyeler” şeklinde bilgiler yer almaktadır. Buradan da Yörükler içerisinden seçilen seraskerlerin yine Yörük kanununa göre hareket etmesi gerektiği, serasker olsa bile Yörüklükten çıkamayacağı anlaşılmaktadır.Yörük bölgelerinin sayısı arttıkça, seraskerlerin sayılarının da artırıldığı görülmektedir. Seraskerlerin çoğu, eşkinci ve yamakların oturduğu yerlerde ikamet etmekteydiler

Eşkinci ve Yamaklar

Yörük grupları içerisinde sayıca en fazla olanlar, eşkinci ve yamaklardır. Başlangıçta kanunnamelerde yirmi dörder kişilik gruplara ayrılan eşkinci ve yamaklar için “Ocak” tabiri kullanıldığı görülmektedir. Fatih Kanunnamesi'nde belli sayıda bir aile ünitesinden oluşan bu ocaklarda 24 kişi bulunmakta olup, bunlardan l'i eşkinci, 3'ü çatal ve 20'si de yamaktır. Eşkinci sefere katılan, çatal ise, o yıl nöbeti olmayan eşkinciye verilen isimdir. Ertesi yıl çatallardan birisi nöbete gider ve bir önceki yıl nöbet tutmuş olan eşkinci, nöbeti bırakarak çatal olur. Bu duruma göre, Fatih Sultan Mehmed zamanında çatalların her yıl dörtte birinin nöbet tuttuğu ve bu nöbetliye de eşkinci adı verildiği anlaşılmaktadır. Bu dönemdeki eşkincilerin cebe, ucu demirli gönder (mızrak-kargı), yelek, ok, yay, kılıç ve kalkan gibi araç ve gereçlerinin tam olması gerekiyordu. Ayıca 10 eşkincinin bir orta beygiri ve bir de tenktürü (çadır) vardı. Daha sonraki eşkinci kanunnamelerinde silahların neler olabileceği kaydedilmiştir.

Kanuni Sultan Süleyman dönemine ait Yörük defterlerinde, ocakta mevcut bulunan nefer sayısının 25'e çıkarıldığı görülmektedir. Bunlardan 5'i eşkinci 20'si de yamaktır. Bu 5 eşkinciden her yıl bir kişi nöbet tutmakta ve buna nöbetli denilmekteydi.

Esas itibariyle eşkinci, sefere iştirak eden sipahiye verilen isimdir. Yörükler arasında eşkün yani sefere eşmeğe, gitmeğe yarar adamlar için de bu tabir kullanılmıştır. Çatal tabiri, sadece XV. yüzyıla ait kanunnamelerde yer almaktadır. XVI. yüzyılda Yörüklere ait Tahrir Defterleri'nde ve kanunnamelerde çatal tabirine rastlanmamaktadır. Buradan çatalların eşkincilerle birlikte sefere ve hizmete gitmekte nöbete dahil oldukları ve eşkinciler ile yamaklar arasında bir yardımcı sınıf sayıldıkları anlaşılmaktadır.

Yörüklerin asıl unsurlarını oluşturan yamaklar ise, bu tür askeri teşkilatta daima rastlanan ve harbe iştirak edenlere nakden mükellefiyet altına giren ve bu şekilde tahrir edilen kimselerdir. Bunlar yaya yamağı adı altında, piyade teşkilatında da yer almaktadır. Yamak tabiri müsellemlerde, Yörük ve tatarlarda da kullanılmaktadır.

Eşkinci ve yamaklarla ilgili olarak kanunnamelerde daha sarih bilgiler yer almaktadır. Buna göre; “Mesela defter-i şahide eşküncü Yörük ve tatardan yirmi beş neferi bir ocak beş neferi be-nevbet eşküncü, yirmi neferi yamak kayd olub sefer-i hümayun ve hidmet-i padişahi vaki oldukda nevbetlü eşküncü yamaklarından avarız-ı divaniyye mukabelesinde kanûn-ı kadim-i sultani muktezasınca ellişer akçe harçlık alub sefer ederler. Hizmet ve sefer olmayacak eşküncü yamaklarından nesne almazlar” şeklinde bir kayıt vardır.

Ocaktaki nefer sayısının artırılması hususunda ise, hem defterlerde hem de kanunnamelerde kayıtlar vardır. Yine kanunnamelerde “...Eşküncüler eşdikleri vakit hizmet mukabelesinde olmağın müzevvec ve mücerred itibar etmeyüp ellişer akçe resm-i yamağı tamam alırlar. Ve yılda iki defa hizmet vaki olsa yamaklar ellişer akçe rüsumu heman bir kerre vereler, tekrar hizmet vaki ' oldu deyû teklif eylemeyeler. Hizmete varan nevbeti eşküncüler yamaktan cem ' olunan ellişer akçeyi taksim eyleyeler. Madam ki yamaklar ellişer akçe rusûmı eda ederler, teklif-i avarız hilaf-ı emirdir... Sefer ve hizmet vaki' oldukda beş nefer esküncüden her kangısı eşer ise koyun resmi vermez, eşmedükleri yıl üç koyuna bir akçe verirler... Esküncüden ve yamakdan ve evladından birisi bir suret ile doğancılığa ve toycalığa ve gayr-ı hususa yazılub ehl-i berat olsalar yine eşküncülüğü ve yamaklığı mukarrerdir. Ehl-i berat olmağla halas olmazlar... Ve eşküncü taifesinden bazı pir-i fani veya müflis olub hizmet-i padişahiye iktidarları olmayup ve yerine yazılmağa yarar oğlu dahi olmasa, eşküncülükten feragat edüb yamak olup yamaktan yararcası eşküncü oğulları w karındaşları yamak olmak kanûn-ı kadimdir... Ve şol eşküncüler ki emri padişahi ile sefer ve hidmeti vaki' olub nevbetine eşmese, siyasetleri kendi subaşılarındır. ” şeklinde kayıtlar vardır.

Kanunnamelerden anlaşıldığına göre, Ocak tabir edilen birimde, 1584 e kadar 5 nefer eşkinci 20 yamak, bu tarihten sonra 25 yamak bulunmaktadır. Eşkinciler nöbetleşe sefere katıldıkları için, yamaklar avarız-ı divaniye karşılığında, yılda bir defaya mahsus olmak üzere 50 akçe resm-i yamak vermekle yükümlü idiler. Bu sebeple yamaklara aynı zamanda ellici de denilmektedir. Bu elli akçelik miktarı, hem evli hane sahipleri hem de mücerredler sefer zamanlarında eşit olarak ödemektedirler. Eşkincilerden sefere katılanlar yamaklardan alınan yamak vergisini eşit olarak paylaşmaktaydılar. Sefere katılan eşkinci, resm-i ağnam yani koyun vergisi vermeyip sefere katılmadığı takdirde, üç koyuna bir akçe vergisini ödemekteydi Eşkinci ve yamak olarak kaydedilenler, herhangi bir sebeple başka bir görevi ifa etseler bile, bu statülerinden kurtulamamaktaydılar. Eşkincilerden ihtiyar olanların yerine yamaklardan seçilmekte olup, sefere gitmeyen eşkinciler de subaşıları tarafından şiddetle cezalandırılmaktaydılar.

Yamakların ödedikleri vergilerin de zaman zaman değiştiği görülmektedir. Genel uygulama sefer zamanlarında evli ya da bekar fark etmeksizin 50 akçe olarak ödenmekte iken, 1609 tarihli Naldöken Yörükleri'ne ait defterde “beher eşküncü fi 300, beher yamak fi 100” olmak üzere toplam 3.500 akçe resm-i yamak kaydedilmiştir. Buna göre 5 eşkinci 1.500, 20 yamak da 2.000 akçe resm-i yamak ödemekteydiler. Aynı şekilde 4 Ekim 1641 tarihli ve 774 numaralı Tanrıdağı Yörükleri'ne ait defterde; “Zikr olan Tanrıdağı nam-ı diğer Karagöz Yörükleri ‘nin her bir ocakda olan eşküncülerinden üçer yüz ve yamaklarında yüzer akçe her bir ocağa dört hin akçe ola vech-i meşrûh üzere her sene miri için tahsil olunmağın ferman verildi” şeklinde bir kayıt vardır. Dolayısıyla da 1641'de Yörüklerin ödedikleri resm-i yamak miktarı 4.000 akçeye yükselmiştir. Bunu 5 nefer eşkinci 1.500 ve 25 nefer yamak 2.500 akçe olarak ödemekteydiler. 1670 ve 1675 tarihli Tanrıdağı Yörükleri'ne ait defterlerde ise yamak sayısı 30'a çıkarılmış, eşkinci ve yamakların ödedikleri vergi ise, yine 4.000 akçe olarak kaydedilmiştir.

Yürüklerin Görevleri

Askerî teşkilât içerisinde Yörüklerin icra ettikleri en önemli görev şüphesiz savaş zamanında seferlere iştirak etmeleriydi. Eşkinci, bağlı olduğu seraskerin, serasker de zaimin emrinde seferlere katılmaktaydı. Yörüklerin tabi oldukları bu görevleri, şu şekilde sıralamak mümkündür.

•  Boş arazilerin şenletilerek iskâna açılması,

•  Bulundukları bölgede asayişin sağlanması,

•  Cami ve mescidlerin tamiri,

•  Derbendcilik hizmeti,

•  Kale ve hisar muhafızlığı,

•  Kalelerin bakım ve tamiri,

•  Madenlerin işletilmesi,

•  Menzillerde zahire toplanması,

•  Ordu için at yetiştirilmesi ve eğitimi,

•  Pirinç yetiştirilmesi,

•  Sahillere yerleştirilip gemi malzemesinin temini ve gemi yapımı,

•  Sefer sırasında askerî malzeme ve topların nakliyesi,

•  Su kanalları ve suyollarının bakım ve tamiri,

•  Yeni bir kalenin inşa edilmesi,

•  Yolların emniyeti, tamir ve bakımı,

•  Ok ve yay imalatı.

Yörük Kanunnâmeleri

Yörüklerle ilgili olarak tutulmuş Tahrir Defterleri'nin büyük bir kısmında müstakil Yörük kanunnâmeleri bulunmaktadır. Naldöken Yörükleri'ne ait 1566, 1574, 1585, 1597 ve 1609 tarihli defterlerde olmak üzere 5 adet kanunnâme vardır. Tanrıdağı / Karagöz Yörükleri'ne ait 1544, 1584 ve 1591 tarihli olmak üzere 3 kanunnâme, Ofcabolu Yörükleri'ne ait 1566 tarihli bir kanunnâme ile Kocacık Yörükleri'ne ait 1584 tarihli bir kanunnâme bulunmaktadır.

Yörük kanunnâmelerinde belirtilen hususlar, hemen hemen aynıdır. 1585 tarihini taşıyan kanunnâmelerde ocak sayısındaki değişiklik hususunda farklı bir kayıt vardır. Onun dışında kaydedilen hükümlerde bir farklılık bulunmamaktadır.

Yörük kanunnâmeleri, Yörük defterlerinin başında yer almakta olup kanunnâmelerde belirtilen hususlar genel olarak şu şekildedir:

“Çün hazret-i izzet-celle zikrühü salâtin-i üli'l-emr ve hevâkin-i zü'l-kadri ‘amme-i ibâd üzere mümtaz kılub umûr-ı cumhûr-ı kâffe-i re'aya ve tenfiz-i ahkâm-ı cümle-i berâya-yı eyâdi-i iktidarlarına tevfiz eyledükde, a ‘vân-ı ecnad ve erbâb-ı cihâddan her sun'i bir emre ta'yin idüb hususa ki, ahâli-i ahbiye hakkında sâdır olan âyin-i devlet-i hakanı ve kavânin-i Osmanî ve ferman-ı ‘âlişân-ı zıll-ı Rabbani budur ki;

Meselâ defteri şahide eşkünci Yörük ve tatardan yirmi beş neferi bir ocak; beş neferi be-nevbet eşkünci, yirmi neferi yamak, kayd olub sefer-i hümâyûn ve hidmet-i Padişahi vaki' oldukda nevbetlii eşkünci yamaklarından âvarız-ı divâniyye mukabelesinde kanun-ı kadim-i sultanî muktezasınca ellişer akçe harçlık alub sefer ederler. Hidmet ve sefer olmayıcak eşküncü yamaklarından nesne almazlar.

Amma subaşılar ve çeribaşılar her yıl Mart ihtidasında alurlar. Zira bunlar sipahi kısmındandır. Subaşılar ve çeribaşılar her yıl aldıkları ba'isden müzevveclerinden ellişer ve mücerredlerinden yirmi beşer akçe resm-i yamak alurlar; eşkünciler eşdikleri vakit hizmet mukabelesinde olmağın müzevvec ve mücerred i ‘tibarı etmeyüb ellişer akçe resm-i yamağı tamam alurlar.

Ve bir yılda iki defa hidmet vâki olsa yamaklar ellişer akçe rüsûm-ı hemân bir kerre vereler; tekrar hidmet vaki' oldı deyü teklif eylemeyeler.

Hidmete varan nevbetlü eşkünciler yamakdan cem' olan ellişer akçeyi taksim eyleyeler.

Madam ki, yamaklar ellişer akçe rüsûmı edâ edeler, teklifi avarız hilafı emirdir.

Ve cürm ü cinayetleri ve resm-i arûsiyyeleri ve sair bâd-ı hevâları kendi subaşılarınındır.

Sefer ve hidmet vaki' oldukda beş nefer eşküncüden her kangısı eşer ise koyun resmi vermez, eşmedikleri yıl üç koyuna bir akçe verirler.

Ve sahib-i özür olan eşküncüler subaşıları ma'rifetiyle bedel tutmak emirdir. Mariz hususunda bedel makbul değildir denilmeye.

Eşküncüden ve yamakdan ve evlâdından birisi bir suret ile doğancılığa ve toycalığa ve gayr-i hususa yazılub ehl-i berat olsalar, yine eşküncülüğü ve yamaklığı mukarrerdir. Ehl-i berat olmağla halâs olmazlar. Nihayet beratlarında her ne hidmet emr olundı ise anı dahi eyleyeler. Berât bahanesiyle bi'1-külliye cinsinden ihraç olunmak memnu'dur. Bunların gibilerin dahi cürm ü cinayetleri ve resm-i ‘arûsiyyeleri ve sair bâd-i hevâları kendü subaşılarınındır.

Ve zikr olan taifeden birisi bir veçhile seraskerliğe ve müsellemliğe ve çeltükçülüğe ve tuzculuğa ve yağcılığa ve küreciliğe ve akıncılığa yazılsalar, vech-i meşrûh üzere cinsinden çıkmazlar. Şöyle ki, vilâyet defterinde dahi gayrı yere yazılsalar yine eşküncülüğü ve yamaklığı eyleyeler.

Ve eşküncü taifesinden ba'zı pir-i fâni veya müflis olub hidmet-i pâdişahiye iktidarları olmayub ve yerine yazılmağa yarar oğlu dahi olmasa, eşküncülükden feragat edtip yamak olub yararcası eşküncü oğulları ve karındaşları yamak olmak kanûn-ı kadimdir.

Ve taife-i mezburenin utekâsı ve hariç vilâyetden ve Anadolu'dan gelüb aralarında te'ehhül edüb kimesnenin defterine yazılu ve niza'lu olmayanlar ve kapılarında hidmet ederken imana gelüp tavattun edüp kalan Abdullah oğulları yörüğe halt olub eşküncü ve yamak yazılmak kanûn-ı kadîmdir.

Ve Yörük ze'amet-i serbestiyye ve rüsûm-ı serbestiyyesine sancak beğleri ve gayr-ı dahi eylemek hılâf-ı emirdir. Meğer ki, cürm-i galizi olub salbe ve kat ‘ı ‘uzva müstehak olanları hükm-i kadı lâhik olduktan sonra kendü subaşıları


ma'rifetiyle sena'at eyledikleri yerde sancak beğleri ve yerlerine duran âdemleri günahlarına göre siyaset eyleyeler. Bedel-i siyâset nesnelerin alub salıvermeyeler.

Ve şol eşküncüler ki, emr-i pâdişahi ile sefer ve hidmet vaki' olub nevbetine eşmese, siyasetleri kendi subaşılarındır. Sancak beğlerinden ve gayrından kafa kimesne dahi ve te ‘addi eylemek hilâf-ı emirdir.

Ve Yörük lâ-mekândır. Ta'yin-i toprak olmaz Her karide dilerlerse gezerler.

Gezende olmağla dutdukları yava ve kaçgun her kande dutarlarsa müjdegânesi ve müddet-i örfiyyesi tamam olanların tasarrufu kendi subaşılarınındır.

Ve resm-i ‘arusiyye babında dahi bakire ile seyyibe ‘ales-sevadır. Toprak i‘tibarı olmak.

Ve şol Yörük ki konar göçer olmayub bir yerde temekkün edüb çifte ve çubuğa malik olsalar, tamam çiftlik yer dutan on iki akçe ve nısf çiftlik yer dutan altı akçe resm-i çift sahib-i tımara vereler.

Ve öşür getürmek harmanları kangı karye sınurunda vaki' olursa ol karyede olan sipahi anbarına dedeler, gayr-i yere iletmeyeler.

Ve çifti olmayan müzevvec Yörükler oturdukları karye sipahisine altışar akçe resm-i duhani vereler.

Ve zikr olan taife bir tımar sınurunda ba'zı müddet tavattun edüb ziraat eyledüklerinden sonra göçüb gayri yere vardukda; sahib-i tımar şâir reaya gibi cebrî yine getürmeyeler veya çift bozan resmi deyü nesnesün almayalar. Zira Yörük lâ-mekân olmağın bunların gibi tekâlifattan berilerdir.

Ve eşküncü tatar taifesi dahi bu minval üzere mukarrerdir.

Ve zikr olan tavâif-i ecnâs-ı muhtelifedir. Kendü cinsinden gayrıya ve müselleme eşküncü ve yamak yazılmaya.

Ve Yörük taifesinin haric-ez-defter olan haymâneleri defter-i kadimde subaşılarına hâsıl kayd olunmuş idi. Haliyâ zikr olan Yörük taifesi tahrir olunup âsitâne-i sa ‘âdete arz olundukta rüsûm-ı haymâneye bedel mezbûr Yörük haymânesinden yamak ta'yin olunmak ferman olunmağın vech-i meşruh üzere defter-i cedide kayd olundu ki, min bâd Yörük suhaşılan kendilere yamak ta'yin olunandan ma'adâ Yörük haymânesine dahi ve ta'arruz eylemeyeler.”

1544 tarihli Tannrıdağı Yörükleri Kanunnâmesi'nin son hükmünde; “Ve Yörük taifesinin haric-ez-defter olan haymâneleri subaşılarına rüsûm-ı haymâne eda eylediklerinden sonra teklif-i ‘avarız olunmaya. Zira rüsûm-ı haymâne bedel-i ‘avarız deyü kayd olunmuşdur” şeklinde bir değişiklik bulunmaktadır 59 .

RUMELİ YÖRÜKLERİ

Teşkilatı ve idarî yapısı hakkında bilgi verdiğimiz bu Yörük gruplarından olup tahrir defterlerine kaydedilmiş olanlar, Naldöken, Tanrıdağı, Selanik, Kocacık, Ofcabolu ve Vize Yörükleridir. Ayrıca Tatar ve Canbazlar da Yörük teşkilatı içerisinde sayılmışlardır.

Naldöken Yörükleri

XV. yüzyılın birinci yarısında Yanbolu havalisinde rastlanılan Naldöken

Yörükleri, sonraki zamanlarda Eski Zağra, Filibe ve Sofya civarında olmak üzere bütün Bulgaristan, Doğu Rumeli, Doğu Trakya ile Dobruca'ya ve Romanya'nın bir kısmına yayılmışlardır. Naldöken Yörükleri, VII.yüzyıl ortalarına kadar teşkilâtlarını ve bütünlüklerini muhafaza etmiş, hatta sayıları artmıştır.

Prevadi Vilâyeti Eskice Köyü'nde “Yörükân-ı Nalband Doğan” isminde bir Yörük taifesi bulunmaktadır. Aynı şekilde Yanbolu'nun muhtelif yerlerinde Naldöken Yörükleri'nin kaydedildikleri görülmektedir. Gökbilgin'e göre bunların ikisi de aynıdır ve diğerlerine nazaran haiz oldukları vasfa göre adlandırılan bu Yörükler, muahharan yine ayrı bir teşkilât halinde rol oynayan ve Yanbolu mıntıkasında da ehemmiyetli bir miktarda mevcut bulunan Naldöken Yörükleri'nden başka bir şey değildir. Yörükler arasında Naldöken olduğu gibi Yaydöken Yörükleri de vardır. Yanbolu'da Çok Tatarlar köyünde Yürük-i Naldöken ve Yürük-i Yaydöken ayrı ayrı tespit edilmiştir. Ahmet Refik, Naldöken Yörükleri'nin, bulundukları Naldöken mevkiine göre adlandırıldıklarını ileri sürerek, bu mevkiin Eski Zağra Kazası”na tâbi olup eski adının İshaklar olduğunu belirtmiştir. Halbuki bu yerleşim birimi, kendileri oraya geldiği ve en çok orada bulundukları için Naldöken adını almıştır.

Naldöken Yörükleri, Rumeli'de bulunan Yörük grupları içerisinde en önemlileridir. Ocak sayısı bakımından Selanik ve Tanrıdağı Yörükleri “nden sonra üçüncü sırada gelmektedir. XVI. ve XVII. yüzyıla ait defterlerden bu Yörük gruplarının Bulgaristan'ın çeşitli bölgelerinde yerleşmiş olduklarını öğrenmekteyiz. Bununla beraber bu Yörük gruplarının XV. yüzyılda da bu bölgede bulundukları ve Osmanlı ordusunun Rumeli seferlerinde etkin bir rol oynadıkları tahmin edilmektedir.

Naldöken Yörükleri'yle ilgili olarak tertip edilen 9 adet defter Tapu-Tahrir Defteri tespit edilmiş olup bunlardan elde edilen bilgiler şu şekilde gösterilebilir.

NALDÖKEN YÖRÜKLERİ

Yerleştikleri Yerler

1544

1566

1574

1585

*

1585**

1597

1602

1609

1649

1675

Ahyolu

1

1

1

2

2

2

2

-

-

-

Akçakızanlık

15

16

18

20

19

20

20

16

8

8

Aydos

-

-

-

1

-

1

1

-

-

-

Cisr-i Mustafa Paşa

-

-

-

14

-

14

14

10

-

-

Çernova

1

3

3

-

3

4

4

-

-

-

Çirmen

9

10

11

10

14

-

10

17

9

9

Dobruca

-

-

-

-

-

-

-

-

-

10

Edirne

1

1

1

1

1

1

1

1

7

7

Eskihisar-ı Zağra

60

62

65

53

66

62

53

13

12

12

Filibe

46

48

49

43

48

44

43

21

12

12

Hasköy

3

3

4

2

2

2

2

-

1

1

Hırsova

3

4

5

7

5

-

7

-

-

-

Ihtiman

6

7

7

7

7

7

7

4

-

-

Izladi

-

-

-

1

-

1

1

-

-

-

Lofça

-

1

1

-

1

-

-

-

-

-

Niğbolu

1

3

3

8

5

2

2

-

-

-

Prevadi

-

1

1

-

1

2

2

-

-

-

Silistre

3

5

6

11

8

12

11

10

4

-

Şumnu

6

8

8

18

14

14

14

4

3

-

Tatarpazarı 64

19

17

19

12

17

12

12

4

5

5

Tekfur Gölü

1

2

3

-

4

-

6

-

-

-

Tırnova

4

5

5

7

3

7

7

-

3

-

Varna

5

6

8

10

9

22

10

-

-

-

Yanbolu

7

8

8

10

8

10

-

-

-

-

Yenice-i Kızıl Ağaç

3

3

3

2

2

2

2

-

-

-

Yenice-i Zağra

2

2

2

2

3

2

2

10

5

5

TOPLAM

196

216

231

243

242

243

233

110

69

69

  • TD. 620 ** TD. 616

 

Gökbilgin 1543, 1566, 1585, 1601 ve 1608 olmak üzere 5 adet defterin olduğunu belirtmektedir. Yapılan incelemede ise Naldöken Yörükleri'ne ait TD. 223 (950/1544). TD. 357 (973/1566), MAD. 620 (981/1574), TD. 616 (993/1585), TD. 620 (993/1585), TD. 707 (1017/1608) ile MAD. 5114. MAD. 6641 (1086/1675) olmak üzere 9 adet defter tespit edilmiştir

 

Tatar Pazarı / Tatar Pazarcıkta 1517de içinde yamakların da olduğu 21 Yörük hanesi vardı. M. Kiel, “Tatar Pazarcık, A Turkish Town”, s. 2570.

 

Naldöken Yörükleri'ne ait tabloda görüldüğü gibi, 1544'te 196 ocak olan bu Yörük grubu, 40 yıl sonra yani 1585'te en yüksek sayısına ulaşmış ve 243 ocağa yükselmiştir. XVII. yüzyılın hemen başında yani 1602'de 233 ocağa düşmüş, 1609'da çok büyük düşüşle 110 ocağa, 1649'da ve yüzyılın son çeyreğinde ise 69 ocağa kadar gerilemiştir. 1649 ve 1675 tarihli defterlerde 69 ocak olarak kaydedilmelerine rağmen nefer sayıları bakımından çok büyük farklılıklar göstermektedirler. Bununla beraber 16 Nisan 1581 tarihli olup Naldöken Yörükleri'nin bac madeni hizmeti ile ilgili bir hükümde 230 ocak, 1584 tarihli başka bir hükümde de 231 ocak olarak kaydedildikleri görülmektedir.

1544'ten 1675'e kadar 131 yıllık sure içerisinde Naldöken Yörükleri'nin 26 değişik yerleşim biriminde iskan edildikleri anlaşılmaktadır.

Zaimleri: Naldöken Yörükleri'nin bilinen ilk zaimi Behram Bey olup onun ismi 1544 tarihli defterde geçmektedir. 14 Nisan 1560 tarihli Özi Kalesi ‘nin tamiri için Naldöken Yörükleri'ne yazılan bir hükümde, subaşı olarak Mahmud Bey'in ismi zikredilmektedir. 1577 yılma kadar subaşı olarak Mahmud Bey'in isminin kaydedildiği görülmektedir. 1583 yılında ise subaşı olarak Mustafa Bey'in ismi geçmektedir. 1566 tarihli defterde zaim Mahmud Bey'in, Kanuni Sultan Süleyman'ın Szigetvar Seferi'ne katılıp yararlılık göstermesi sebebiyle 14.910 akçelik bir terakki yapıldığı kaydedilmiştir. Yine 1574'te kale fethinde hizmeti görülen Mahmud Bey'in gelirlerinin artırıldığı görülmüştür. 1585 tarihli defterde ise zaim Mustafa'ya terakki yapılması için Filibe Kadısı Ali, Zağra-ı Atik Kadısı Hüsam ve Cisr-i Mustafa Paşa Kadısı Mustafa Efendi'lerin Dersaadet'e arzda bulundukları, bunun üzerine de zaim Mustafa'ya 2.500 akçe terakki yapıldığı kaydedilmiştir. Elde edilen bu bilgilere göre Naldöken Yörükleri'nin tüm görevlileri aşağıdaki tabloda gösterilmiştir.

Görevliler

1544

1566

1574

1585-1

1585-2

1597

1602

1609

1649

1675

Zaim

1

1

1

1

1

1

1

1

1

-

Yamak-ı Zaim

113

978

1350

1194

1410

1.284

1210

430

412

-

Serasker

5

6

6

39

9

20

42

16

7 .

-

Yamak-ı Serasker

246

286

305

1.543

754

1.055

1478

-

101

-

Eşkinci

975

1.080

1145

1.215

.205

1215

1715

460

345

-

Yamak-ı Eşkinci

3900

4380

4620

4860

6015

4.60

4860

1590

1361

-

Toplam Nefer

5240

6731

7427

8852

9394

8435

9306

2666

2227

138

Tabloda görüldüğü gibi nefer sayısı olarak 1544'te 5.240 kişi olan Naldöken Yörükleri, 1566'da % 30 artışla 6.731 “e, 1574'te % 42 artışla.427. 1585(2)'de % 79 artarak 9.394'e, 1597'de % 61 artarak 8.435, 1602'de % 60 artarak 9306'ya yükselmiş 1609'da ise ilk tahrire göre % 50 azalarak 2.666 ya 1675'te ise çok büyük ölçüde azalarak 138 nefere düşmüştür. Buna göre Naldöken Yörükleri'nin tahmini olarak toplam nüfusu 1544'te 26.200 iken 1585'te 47.000'e yükselmiş 1602'de küçük bir düşüş olmasına rağmen 1609'da büyük bir azalma kaydederek 13.300'e kadar gerilemiştir. XVII. yüzyılın ortalarına doğru 11.135 kişi olarak kaydedilen Naldöken Yörükleri, yüzyılın son çeyreğinde ise tamamen önemini kaybederek yaklaşık 700 kişi kadar kalmışlardır.

Ayn Ali'de Naldöken Yörükleri subaşısının 52.500 akçe zeamet tasarruf ettiği kaydedilmektedir. Ayn Ali Efendi'nin vermiş olduğu bu rakam 1585-1597 yılları arasında zaim olan Mustafa Bey'in tasarruf ettiği miktarın aynısıdır. Yine Ayn Ali Efendi Naldöken Yörükleri'nin 1609 tarihinde 314 ocak olduklarını belirtmektedir. Fakat XVI. ve XVII. yüzyıla ait 9 adet Tahrir Defteri'nin hiç birisinde Naldöken Yörükleri'nin 314 ocak oldukları kayıtlı değildir. Keza en kalabalık oldukları 1585-1597 döneminde 243 ocağa yükselmişlerdir.

Sofyalı Ali Çavuş Kanunnâmesi'nde de Naldöken Yörükleri'nin ocak sayısı 314 zaimin geliri de 52.500 akçe olarak Ayn Ali'deki gibi kaydedilmiştir. Evliya Çelebi ise Naldöken Yörükleri'nin Rum-ili eyaletindeki sekiz Yörük grubundan birisi olduğunu belirtmektedir.

2. Tanrıdağı (Karagöz) Yörükleri

Rumeli'deki Yörük grupları içerisinde nefer sayısı bakımından en fazla olan Tanrıdağı Yörükleri'dir. Tanrıdağı isminin yazılışı ve okunuşu üzerinde bazı görüşler ileri sürülmüştür. Ahmed Refik, Tekir Dağı, Tengri Dağı, Tengiri Dağı gibi muhtelif şekillerde zikretmiştir. Kaynaklardan anlaşıldığına göre Tekri Dağı ile Tekfur Dağı aynı yeri ifade etmekte olup, bugünkü Tekirdağı'nı işaret etmektedir. Tekfur Dağı isminin gerek Âşıkpaşa-zâde gerekse Müneccimbaşıda hemen hemen aynı şekilde kaydedildiği görülmektedir.

Tekfur Dağı isminin bu Yörük grubunun adlandırılmasında ne dereceye kadar rol oynadığını bilmek ehemmiyet arz etmektedir. Kelimenin Osmanlıca harflerle yazılış şekline bakıldığında, Tanrıdağı'nın Tekfurdağı şeklinde okunmasının mümkün olmadığı görülmektedir. Tanrıdağı Yörükleri'nin yerleştikleri yerler de göz önüne alındığında, Tekirdağı havalisinde çok az miktarda bulundukları görülür. Dolayısıyla da Tekirdağı ve havalisinin bu Yörük gruplarına ismini verdiğini söylemek hemen hemen imkansızdır.

Tanrıdağı Yörükleri'nin en yoğun oldukları yerler ise, Gümülcine, Rusçuk, Tırnova, Razgrat ve Niğbolu gibi kuzey Bulgaristan, Batı Trakya'da Kavala, Drama ve Demirhisar ile Yenice-i Karasu ve havalisidir 78 . Göçebe Türkmenlerin yerleştikleri yerlere, önceki vatanlarındaki dağ, nehir, göl adlanın verdikleri bilinmektedir. Buradan hareketle göçleri sırasında birçok yerlere buna benzer isimleri vermişlerdir. Nitekim Anadolu'da muhtelif yerlerde Tanrıdağı, Allahdağı ve Allahü Ekber Dağı vardır. Bir kısım Yörüklerin Rumeli'ye geçişlerinde Gümülcine havalisinde bir dağa Tanrıdağı ismini verdikleri, sonradan bizzat kendilerinin buna göre isim aldıkları çok daha kuvvetli bir ihtimaldir. Nitekim Evliya Çelebi, Ferecik'in batısında Tanrı-birdi Dağı'nın olduğunu kaydetmiştir. Bahsedilen bu dağ, bugünkü Rodop Dağları'nın yüksek bir tepesidir. Dimetoka civarında Tanrıdağı isminde bir yerin olduğu yine Gökbilgin'in kayıtlarından anlaşılmaktadır. Karagöz ismi ise sonradan rastlanılan bir isim olup muhtemelen bu Yörük grubun ileri gelen bir şahsiyetin ismine izafeten bu adı almıştır. Gökbilgin, Tanrıdağı Yörükleri'nın Karagöz ismini almalarını sadece 1641 tarihli bir vesikada olduğunu belirtmektedir. Ancak yaptığımız incelemede, 631 numaralı ve 1591 tarihli defterde ilk defa “Kanunnâme-i Yörükân-ı .Tanrıdağı nâm-ı diğer Karagöz” kaydına rastlanmıştır. Nitekim 1641 ve 1669 tarihli defterlerde de Tanrıdağı nâm-ı diğer Karagöz diye kaydedilmişlerdir.

Tanrıdağı / Karagöz Yörükleri'ne ait 1544, 1584, 1591, 1641, 1669, 1675 ve bir de muhtemelen 1675 tarihli defterin bir kısmı olması gereken tarihsiz bir defter olmak üzere 7 adet defter tespit edilmiştir. Gökbilgin bu defterlerden 1543, 1584, 1586, 1591 ve 1642 tarihli defterleri çeşitli açılardan değerlendirmiştir. Bunlardan başka yine Maliyeden Müdevver Defterleri arasında 1098 ve 1100 tarihli iki defter daha vardır. Bu tahrirlere göre Tanrıdağı / Karagöz Yörükleri'nin ocak sayıları şu şekildedir:

TANRIDAĞI / KARAGÖZ YÖRÜKLERİ

Yerlerim Birimi

1544

1584

1586

1591

1641

1669

1675

Agrican

-

-

14

14

-

-

-

Ahyolu

2

-

2

2

-

-

-

Akçakızanlık

1

-

2

2

5

2

-

Çernova / Rusçuk

11

25

21

13

-

-

-

Çırpan

-

-

-

-

1

1

1

Dimetoka

8

-

S

9

-

-

-

Dobıuca

-

-

-

-

-

-

-

Drama

13

-

23

15

16

14

-

Ferecik

6

-

8

7

-

-

-

Filibe

-

-

-

-

-

3

3

Gümülcine

60

-

53

53

20

32

30

Halıcıoğlu Pazarı

-

-

-

-

12

11

11

Hasköy-Uzuncaova

46

-

21

51

12

-

13

Hatun-ili

-

-

6

6

-

-

-

Havas-ı Mahmud Paşa

-

-

1

1

-

-

-

Hırsova

5

-

11

13

1

-

-

İpsala

10

-

12

12

8

20

7

Karacadağ

8

-

9

9

-

-

-

Karin-Âbad

1

-

4

4

-

-

-

Kavala - Çağlayık

-

-

15

14

7

-

15

Kelemeriye

4

-

-

-

-

-

-

Keşan

3

-

3

3

-

-

-

Niğbolu

4

1

-

-

-

1

-

Prevadi

4

 

4

4

-

-

-

Razgrad/ Hezargrad

-

17

7

7

-

4

-

Rus Kasrı

1

-

3

1

-

-

-

Siliste

15

8

17

17

 

6

12

Şumnu

12

14

12

18

10

-

4

Tekfur Gölü

7

-

11

9

-

1

1

Temur Hisar

1

-

-

-

-

-

-

Tımova

13

17

17

17

-

-

-

Uzunca

-

-

-

8

-

-

-

Varna

32

15

56

55

-

-

-

Yenice-i Karasu

58

-

44

43

48

-

47

Yenice-i Kızıl Ağaç

1

-

1

1

-

-

-

Yenice-i Zağra

2

-

8

8

-

-

-

Zağra-i Atik

-

-

-

-

1

1

-

TOPLAM

328

97

423

426

141

96

144

Tabloda görüldüğü gibi Tanrıdağı Yörükleri'nin en fazla olduğu dönem 1586 ve 1592 tarihidir. XVII.yüzyılda ise Yörük nüfusunda büyük bir düşüş kaydedilmiştir.

Tanrıdağı Yörükleri, 1559 tarihli Özi Kalesi'nin tamiri, 1568'de, ve yine 1572 tarihli olup Narde Kalesi'nin muhafazası ile ilgili bir başka hükümde, 323 ocak olarak gösterilmişlerdir. Tanrıdağı Yörükleri nin Bac

madenine hizmet için gönderilmeleri ile ilgili olarak yazılan bir hüküm ile 992 / 1583 tarihli başka bir hükümde ise ocak sayısı 419 olarak kaydedilmiştir.

XVII. yüzyıla ait kaynaklardan Ayn Ali'de Tanrıdağı Yörükleri'nin ocak sayısı 323 olarak gösterilmektedir. 1591'de 426 ocak olduklarına göre 18 yıl sonra yani 1609'da 323 ocak kaldıkları tahmin edilebilir. Sofyalı Ali Çavuş'ta ise, ocak sayısı 320 olarak kaydedilmiştir. Evliya Çelebi Seyahatnâmesi'nde Tekfurdağı Yörükleri adı altında kaydedilmişlerdir.

Zaimleri: Tanrıdağı / Karagöz Yörükleri'nin eldeki mevcut bilgilere göre, 5 adet zaiminin ismi kayıtlıdır. Bu zaimler 1544'te Mahmud b. Küre Kemal, 1575'da Mustafa Bey, 1579'da önce Veli Bey sonra da Murad Bey, 1583'de Sinan Bey ve 1591'de Mustafa b. Hüseyin Bey'dir”. Ayn Ali'de zaimin tasarruf ettiği zeamet miktarı 33.494 akçe Sofyalı Ali Çavuş'ta ise 60.000 akçe olarak kaydedilmiştir.

Tanrıdağı / Karagöz Yörükleri'nin bütün görevlileri ile eşkinci ve yamak sayılan ise şu şekildedir:

 

Görevli Adı

1544

1584

1591

1641

1669

1675

Tarihsiz

Zaim

1

1

1

-

-

-

-

Yamak-ı Zaim

-

430

324

-

-

-

-

Serasker

9

7

47

6

-

4

-

Yamak-ı serasker

562

655

3.795

506

-

127

-

Eşkinci

1625

485

2070

569

396

376

150

Yamak-ı eşkinci

6500

2475

10640

2.865

2.73 8

1.945

900

Toplam Nefer

8697

4053

16877

3946

3134

2452

1050

Tablodan da anlaşılacağı üzere kaydedildikleri 1544 tarihinde 8.697 nefer iken 47 yıl sonra 1591'de % 100 artarak 16.877 nefere yükselmişlerdir. Fakat bu artışa rağmen Tanrıdağı Yörükleri'nin XVII. yüzyılda önemli ölçüde nüfus kaybettikleri, hatta 1.050 nefere kadar düştükleri görülmüştür.

Tanrıdağı Yörükleri tahmini nüfus olarak 1544'te 43.000 kişi iken 1591 ‘de 84.000 kişiye ulaşmış 1675'te ise 12.000'e kadar gerilemiştir.

3. Selanik Yörükleri

Rumeli'de Yörüklerin en yoğun olduğu yer, Selanik ve havalisi idi. Fethedildiğinden itibaren Makedonya ve Teselya'nın göçebe hayat tarzına müsait yaylak ve kışlaklarına göçen Yörük kabileleri, daha XVI. asrın birinci yarısında bile, diğer mıntıkalarda bulunanlardan daha kalabalık bir kitle teşkil ediyorlar, büyük bir merkez şehrine izafetle bir teşkilâta bağlandıktan sonra da bütün Yörük grupları içinde en önemlisi sayılıyorlardı. Selanik Yörükleri, daha ziyade Makedonya'nın güneyi ile Yunanistan'da yoğun olarak yerleşmişlerdir.

Gökbilgin, Selanik Yörükleri'ne ait olarak 225 numaralı ve 1543 tarihli tek bir defterin olduğunu belirtmektedir. Gökbilgin “in bahsetmiş olduğu ve emin Halil b. Mahmud ile kâtip Ahmed b. İsa tarafından hazırlanan bu defter, evâsıt-ı Zi'l-hicce 950 / 5-15 Mart 1544 tarihini taşımaktadır. Gerçekten de bu defterden başka, Selanik Yörükleri'ne ait kapsamlı bir deftere rastlanmamıştır. Ancak 981 / 1573 tarihli bir hükümde; “Rumeli Beylerbeyine hüküm ki, divân-ı hümâyûnum kâtiblerinden Hamza'ya bundan akdem Çirmen Sancağı müsellemlerinin ve Selanik Yörükleri‘nin tahriri olunub müşarün ileyh ferman-ı şerifim üzere taifeyi tahrir idüb itmama irişdirüb defterlerin südde-i saadetime getürüb...” şeklinde bir kayıt vardır. Bu hükümden Selanik Yörükleri'nin 1573'te yeniden tahrir edildiği anlaşılmakla beraber, bu tahrir kayıtları mevcut değildir. 7 Muharrem 1086 / 3 Nisan 1675 tarihini taşıyan bir defterinde Selanik Yörükleri'nin yerleşim birimleri ve ocak sayılan tespit edilmişti.

 

Selanik Yörükleri'nin 131 yıllık bir dönemdeki durumları şu şekildedir.

SELANİK YÖRÜKLERİ

Yerleşim Birimi

1544

1675

Akçakızanlık

1

-

Avret Hisarı

48

-

Bardacık

5

-

Bey Şehri

-

48

Cum'a Pazarı

-

10

Çatalca

60

-

Çernova

4

-

Doğan

-

24

Eğri Bucak

-

14

Eskihisar-ı Zağra

6

-

Fenar

23

-

Filibe

10

-

Florina

36

-

Hasköy

1

-

Hırsova

2

-

Karadağ

-

17

Kelemeriye

35

6

Kızıl Ağaç

2

-

Lofca

3

-

Manastır

7

-

Pırnar Dağı

8

-

Pirlepe

13

-

Prevadi

3

-

Pravişte

-

10

Serez

-

1

Serfice

33

-

Silistre

22

-

Şumnu

2

-

Tatarpazarı

7

-

Tekfur Gölü

2

-

Temur Hisar

8

20

Tımova

3

-

Usturumca

28

-

Varna

4

-

Yanbolu

1

-

Yenice-i Vardar

2

-

Yenice-i Zağra

1

-

Yenişehir

113

-

 

.

12

TOPLAM

492

162

 

Tabloda dikkat çeken bazı hususlar vardır. Örneğin 1544 tarihli defterin fihristinde “Selanik Yörükleri 500 ocak olarak kaydedilmiştir. Ancak yapılan incelemede 492 ocak olduğu tespit edilmiştir.

Selanik Yörükleri'nin su yolu hizmetine gitmeleri ile ilgili olarak yazılan 1560 tarihli bir hükümde, 552 ocak, 1576'da 592 ve 595 ocak, 1584'de ise 596 ocak olarak kaydedildikleri Mühimme Defterlerinde bulunan hükümlerden anlaşılmaktadır. Bu arada yine mühimme kayıtları arasında Selanik Yörükleri'nin ocak sayısı hakkındaki bir kaydı içeren dikkate değer bir hüküm bulunmaktadır. Buna göre; “Selanik Yörükleri subaşısına hüküm. Yörüklerden bir kısmı fevt ve nâbedid olmağla yeniden tahriri ricasında bulunmasına binaen kendisine tabi' yetmiş beş ocağın mürdesini çıkarub onlardan gayrisine müdahale eylememesi..” şeklinde yer alan kayıttan, Selanik Yörükleri'nin eşkinci ve yamaklarının önemli bir kısmını kaybettiği ve subaşıya tabi olarak sadece 75 ocağın kaldığı anlaşılmaktadır. Buna göre 1584'de 75 ocağa kadar gerilemesine rağmen 1675'te 162 ocağa kadar sayıları yeniden artmıştır. Bir diğer dikkat çekici husus ise, 1544'te 31 ayrı yerleşim biriminde görülen Selanik Yörükleri'nin 1675'te bunlardan sadece ikisinde görülmesidir. Buradan da Selanik Yörükleri'nin 131 yıl sonraki bir dönemde, daha önce yaşadıkları yerleri terk edip yeni yerlere yerleştikleri anlaşılmaktadır.

1544 tarihli defterde Selanik Yörükleri'nin en yoğun oldukları yerler; Yenişehir, Çatalca ve Avret Hisarı'dır. Bu üç yerleşim biriminde Selanik Yörükleri'nin hemen hemen yarısı yaşamaktadır. Bununla birlikte bu defterde rastlanılan “Hasha-i Cevânib-i Nehr-i Tuna der liva-i Niğbolu ve Silistre ve Kazâ-i Şumnu an Yörükân Selanik” tabiri, Selanik Yörükleri'nin bu mıntıkalara doğru kaydıklarını ve Tuna Nehri civarına yerleştikleri düşüncesini ortaya çıkarmaktadır.

Zaimler: 1544'te Selanik Yörükleri zaimi Ahmed b. Abdülmennan Bey'dir. Selanik Yörükleri'nin su yolu hizmetine katılmaları ile ilgili olup 29 Şubat 1560 ve 31 Mayıs 1565 tarihli iki kayıtta subaşı olarak Hüsrev Bey'in ismi geçmektedir. 1570 tarihinde sabık Selanik Yörükleri subaşısı olarak Süleyman Bey'in ismi zikredilmektedir. Yine 1573 ve 1576 tarihli olup Selanik Yörükleri'nin Ayamavra ve Selanik kalelerinin tamiri ile, Anavarin'de bir kale inşasını ihtiva eden iki ayrı hükümde, subaşı olarak Ferhad Bey'in ismi geçmektedir. 1579 tarihinde ise subaşı olarak Mahmud Bey'in ismi kayıtlıdır. Bunların tasarruf ettikleri zeamet miktarı ile ilgili bir kayıt tespit edilememiştir.

 

Selanik Yörükleri'nin görevlileri ve nefer sayısı şu şekilde gösterilebilir:

Görevli Adı

1544

1675

Zaim

1

-

Serasker

13

-

Yamak-ı serasker

518

-

Eşkinci

2.460

-

Yamak-ı Eşkinci

9.840

324

Toplam

12.832

324

Buna göre 1544'te tahmini olarak 64.000 kişi olarak tespit edilen Selanik Yörükleri'nin nüfusu, 1675'te 1.625 kişiye gerilemiştir.

1609 tarihli Ayn Ali Risalesi'ne göre Selanik Yörükleri'nin ocak sayısı 401 olup zaimin tasarruf ettiği zeamet miktarı 61.397 akçedir. Sofyalı Ali Çavuş Kanunnâmesi'nde ise, Selanik Yörükleri'nin ocak sayısı 400, zaimin geliri de yine 61.397 akçe olarak kaydedilmiştir. Evliya Çelebi de Selanik Yörükleri'nin görevlileri ve nefer sayısı şu şekilde gösterilebilir:

Görevli Adı

1544

1675

Zaün

1

-

Serasker

13

-

Yamak-ı serasker

518

-

Eşkinci

2.460

-

Yamak-ı Eşkinci

9.840

324

Toplam

12.832

324

Buna göre 1544'te tahmini olarak 64.000 kişi olarak tespit edilen Selanik Yörükleri'nin nüfusu, 1675'te 1.625 kişiye gerilemiştir.

1609 tarihli Ayn Ali Risalesi'ne göre Selanik Yörükleri'nin ocak sayısı 401 olup zaimin tasarruf ettiği zeamet miktarı 61.397 akçedir. Sofyalı Ali Çavuş Kanunnâmesi'nde ise, Selanik Yörükleri'nin ocak sayısı 400, zaimin geliri de yine 61.397 akçe olarak kaydedilmiştir. Evliya Çelebi de Rumeli'deki sekiz Yörük grubu içerisinde Selanik Yörüklerini de zikretmiştir.

4. Kocacık Yörükleri

Yörüklerin bazen başlarında bulunan reislerinin adını aldığı bilinmektedir. Koca Hamza Yörükleri bu gruptandır. Yanbolu'da Kocaeli Nahiyesi Çölmek Köyü'nde Yeniçeri ayanından Mustafa Bey'e ait mülkte, Koca Hamza Yörükleri kayıtlıdır. Adı geçen bu bölgede sonraki tahrirlerde Kocacık Yörükleri diye isimlendirilen Yörük gruplarının çok sayıda kaydedilmiş olduğu görülmektedir. Bu Yörük grubuna ismini veren Koca Hamza'nın kimliği hakkında net bir bilgi yoktur. Koca Hamza'ya mensup Yörükler, topluluklarını ve bulundukları yerlerdeki yoğunluklarını muhafaza ettikleri için, adlarında küçük bir değişiklik göstererek Kocacık Yörükleri şeklinde devam etmişlerdir. Umumiyetle Türk halkında, bilhassa Yörüklerde bir vasıf taşıyan bir ad, bazen isim bazen de sıfat kaldırılarak kalan kelimelerin sonuna, ce, ca, cık, cik gibi eklerin ilavesi ile ifade edilmektedir. Hacı Nasuh Nasuhce, Kara Evren Evrencik gibi. Buradan hareketle XVI. ve XVII. yüzyıllarda Edirne, Kızılağaç ve Yanbolu havalisinde ayrı bir teşkilât olarak görülen Kocacık Yörükleri'nin, Koca Hamza Yörüklerinin bir devamı olduğu söylenebilir.

Ankara'daki Kocacık Yörükleri'nin Rumeli'ye nakledildiği, XV. ve XVI. yüzyıllarda buralarda yerleştirilmiş olduğu ve bu sebepten Kocacık adını aldığı ihtimali de vardır. Fakat bunu ispat edebilecek bilimsel bir kayıt yoktur. Dolayısıyla defterlerde kaydedilmiş olan “Yörük-i Koca Hamza” cemaatinin sonradan Kocacık adını aldığını kabul etmek durumundayız. Nitekim 1456 tarihli defterde Koca Musa Köyü'nde Koca Hamza Yörükleri'nin yoğun olarak bulunduğu, 1543 tarihli defterde ise aynı köyde bu defa Kocacık Yörükleri'nin kayıtlı olduğu görülmüştür.

Diğer taraftan Debre'de Kocacık isminde bir kalenin bulunduğu mühimme kayıtlarından anlaşılmaktadır. Bununla birlikte Ohri ve Debre taraflarında Kocacık Yörükleri'nin iskan edildiğine dair herhangi bir kayda rastlanmamıştır. Muhtemelen bu kale, devlet merkezince yapılan bir görevlendirme neticesinde, Kocacık Yörükleri tarafından inşa edilen bir kale olup, onların ismiyle anılmaktadır.

Kocacık Yörükleri'ne ait olarak İstanbul'da Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nde 7 tane Tapu-Tahrir Defteri vardır. Bu defterler, 1543, 1584, 1642 ve İbnü'1-Emin Dahiliye 327 numaralı olup 1665 tarihlidir. Bu defterlerin haricinde Maliyeden Müdevver Defterleri arasında 5809 numarada kayıtlı, Kocacık Yörükleri'ne ait mufassal bir Tapu-Tahrir Defteri daha bulunmaktadır. Bu mufassal Tahrir Defteri, evâsıt-ı Muharrem 1047 / 5-15 Haziran 1637 tarihinde yazılmıştır. Ayrıca MAD. 6641 numaralı ve 7 Muharrem 1086 / 3 Nisan 1675 tarihli umûmî bir Yörük defteri vardır. Yine Kocacık Yörükleri ile ilgili olup, bunların Karin-âbâd, Silistre, Varna, Aydos ve Ahyolu kazalarında tahrir edilen eşkinci ve yamaklarının isimleri ile ocak sayılarını ihtiva eden, MAD. 17729 numaralı tarihsiz bir defter daha bulunmaktadır.

Kocacık Yörükleri'nin ocak sayıları aşağıda bir tablo halinde gösterilmiştir.

KOCACIK YÖRÜKLERİ

Yerleştikleri Yer

1543

1584

1637

1642-1666

1675

Ahyolu

4

5

-

-

-

Akkerman

-

11

-

1

-

Aydos

3

5

-

-

-

Baba Eskisi

1

1

1

-

-

Bender

-

4

-

-

-

Bergos

-

1

1

-

-

Dobruca

6

-

-

-

8

Edirne

5

6

8

3

7

Filibe

1

1

1

7

 

Hırsova

17

26

-

4

-

Karin-âbad

13

11

-

-

-

Kırk-Kilise

14

16

17

-

3

Kili

-

1

-

-

-

Prevadi

3

3

-

-

-

Rus Kasrı

11

12

-

-

-

Silistre

5

8

-

1

-

Şumnu

8

14

-

2

-

Tekfur-gölü

2

8

-

 

-

Varna

14

14

-

-

-

Yanbolu

21

30

32

-

-

(Yenice-i) Kızıl Ağaç

4

5

5

-

-

TOPLAM

132

182

65

18

18

Kocacık Yörükleri, 1559 tarihli Özi Kalesi'nin tamiri ile ilgili hükümde 135 ocak, 1584 tarihli bir hükümde ise 179 ocak olarak kaydedildikleri görülmektedir.

Ayn Ali Risâlesi'nde Kocacık Yörükleri 168 ocak ve 1653 tarihli Sofyalı Ali Çavuş Kanunnâmesi'nde de yine 168 ocak olarak gösterilmiştir.

1572 ve 1579 tarihleri arasında Kocacık Yörükleri subaşısının Mahmud Bey olduğu kaydedilmiştir. Kocacık Yörükleri'nin İstanbul hisarına hizmet etmeleri ile ilgili olarak gönderilen 26 Eylül 1583 tarihli bir hükümde ise, subaşı olarak Mehmed Bey'in ismi geçmektedir.

Kocacık Yörükleri'nin idarecileri, eşkinci ve yamak sayıları bakımından toplam nefer durumu şu şekildedir.

 

Kocacık Yörükleri

 

 

İdarecileri

1543

1584

1637

1642-1666

1675

Zaim

1

1

-

-

-

Yamak-ı Zaim

56

230

-

-

-

Serasker

4

. 19

7

-

-

Yamak-ı serasker

161

950

310

-

-

Eşkinci

660

910

325

90

-

Yamak-ı Eşkinci

2.460

3.640

1.625

450

-

Toplam Nefer

3.342

5.750

2.267

540

36

5. Ofcabolu Yörükleri

Ofcabolu, Üsküp ile İştib arasında olup az engebeli ve göçebe yaşam tarzına uygun bir bölgenin adıdır. Merkez kasaba İştib'tir. Bu Yörük grubu Kosova ile Manastır arasındaki bölgede yoğun olarak yaşamaktadır. Bu bölgeler, Üsküp, Nökeric, İştib, Tatarpazarı, Filibe, Silistre, Tırnova, İhtiman ve Yanbolu'dur.

Ofcabolu Yörükleri ile ilgili olarak Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nde üç tane defter bulunmaktadır. Gökbilgin, Ofcabolu Yörükleri ile ilgili olarak sadece 1566 tarihli bir defterin olduğunu, bunlarla ilgili başka deftere rastlamadığını belirtmesine rağmen 1544 ve 1675 tarihli iki defter daha tespit edilmiştir.

Ofcabolu Yörükleri'nin meskun oldukları yerler ile bunların çeşitli tarihlerdeki ocak sayıları defterlerden elde edilen bilgilere göre şu şekildedir.

OFCABOLU YÖRÜKLERİ

Yerleşim Birimi

1544

1566

1675

Filibe

1

1

-

Hamureniç(?)

5

-

-

Uluman

2

2

-

İştib

29

31

8

Köprülü

-

-

1

Ostrova

13

14

-

Pirlepe

23

•25

-

Serez

-

 

2

Silistre

1

1

-

Tatarpazarı

1

1

-

Tırnova

2

2

-

Uzuncaova - Hasköy

-

-

1

Üsküp ma'a Nökeriç

15

18

6

Yanbolu

2

2

-

Toplam

94

97

18

Tabloda da görüldüğü gibi Ofcabolu Yörükleri'nin yoğun olarak meskun oldukları yerler; İştib, Pirlepe ve Üsküb'dür. İki tahrir arasında ocak sayısında sadece 3 artış olmuştur. Gökbilgin, Ofcabolu Yörükleri ile ilgili olarak verdiği listede, Üsküb'ü ayrı olarak “Ostrova maa Nökeric” diye Ostrova ile Nökeric'i birlikte zikretmiştir. Oysa Gökbilgin'in kaynak olarak verdiği TD 354 numaralı ve 1566 tarihli defterde, tablo da gösterildiği gibi Üsküb ile Nökeric birlikte Ostrova da ayrı olarak kaydedilmiştir.

Ofcabolu Yörükleri'nin Kemangrad'da top hizmeti ile ilgili olarak yazılan 17 Ocak 1576 tarihli bir hükümde 94 ocak, yine 12 Nisan 1584 tarihli bir kayıtta 94 ocaktan ibaret olduğu belirtilmektedir. Dolayısıyla Ofcabolu Yörükleri, 1544'deki 94 olan ocak sayılarını yüzyılın sonuna kadar muhafaza edebilmişlerdir. 1675'te ise 18 ocağa kadar düşmüştür.

 

Ofcabolu Yörükleri'nin zaimi 1544'te Hüseyin b. İskender olup yine 1565'te Hüseyin Bey'in ismi geçmektedir. Hüseyin Bey'in vefat etmesi üzerine de hem zeametinin hem de subaşılığının Ferhad Bey'e verildiğine dair 5 Eylül 1570 tarihli bir kayıt bulunmaktadır. Ferhad Bey'in subaşılık görevi çok kısa sürmüş ve 18 Kasım 1570 tarihli bir kayıtta subaşı olarak, Veli Bey'in ismi zikredilmiştir. 1579 tarihli bir kayıtta, yine subaşı olarak Veli Bey'in, 1583'te ise Pirî Bey'in ismi geçmektedir. 1584 tarihli bir hükümde Ofcabolu Yörükleri subaşısı Nebi isminde birisi idi.

Ofcabolu Yörükleri'nin idarecileri ile Eşkinci ve yamak sayıları ise şu şekildedir.

Görevliler

1544

1566

1675

Zaim

1

1

-

Serasker

1

1

-

Eşkinci

470

485

.

Yamak

1880

1940

-

Toplam Nefer

2352

2427

36

Ofcabolu Yörükleri'nin bu tarihler arasındaki tahmini nüfusu ise, 1544'te 11.760, 1566'da 12.135 olup, XVIII. yüzyıl son çeyreğinde yani 1675'te ise 180 kişi idiler. Buna göre 1544-1566 arasında nefer sayısı olarak sadece 375 kişilik bir artış meydana gelmiştir.

XVII. yüzyıla ait 1609 tarihli Ayn Ali Risalesi'nde Ofcabolu Yörükleri'nin ocak sayısı 88 olarak kaydedilmiştir. Bu tarihte ödedikleri vergiler ise zeametlere tahsis edilmiş olup miktarı 33.490 akçeydi. 1653 tarihli Sofyalı Ah Çavuş Kanunnâmesi'nde ise, Ofcabolu Yörükleri'nin ocak sayısı 323, zaimin zeameti de 33.000 olarak gösterilmiştir. Evliya Çelebi, Ofcabolu Yörükleri'ni Rumeli Eyaletindeki 8 Yörük grubundan birisi olarak saymaktadır.

6. Vize Yörükleri

Rumeli'deki Yörük grupları içerisinde sayıca az olanlarından birisidir. Fatih zamanındaki tahrir defterlerinde kaydedilen Hayrabolu Yörükleri'nin XVI. yüzyıldan itibaren Vize Yörükleri diye isimlendirildikleri bilinmektedir. Vize Yörükleri, bugünkü Doğu Trakya'da yoğun olarak yaşamaktaydılar. En yoğun oldukları bölgeler ise Hayrabolu, Vize ve Çorlu'dur.

Vize Yörükleri ile ilgili olarak Gökbilgin 1543, 1557, 1609 ve 1642 tarihli dört defterin bulunduğunu, 1609 ve 1642 tarihli defterlerin de noksan olduğunu belirtmektedir. 1675 tarihli bir defter daha vardır.

Bu defterlere göre Vize Yörükleri'nin yerleştikleri yerler ve ocak sayıları şu şekildedir:

VİZE YÖRÜKLERİ

Yerleşim Birimi

1544

1557

1609

1642

1675

Bergoz / Burgaz

3

3

-

-

3

Çatalca

-

-

-

4

2

Çorlu

13

13

-

6

6

Dimetoka

2

2

-

-

-

Edirne

4

4

-

-

-

Eski Baba

8

8

15

7

7

Hasköy

2

2

2

2

2

Hayrabolu

22

22

-

5

5

İncüğez

11

11

-

-

-

Keşan

1

1

-

-

-

Kırk-Kilise

9

9

-

• .

-

Malkara

7

7

-

3

-

Pınar Hisar

1

1

-

-

-

Rusçuk

-

-

-

-

4

Saray

-

-

2

2

2

Silivri

2

-

-

-

-

Tekfur Dağı

-

-

-

1

-

Vize

20

24

34

-

1

TOPLAM

105

107

53

30

32

1566 tarihli bir kayıtta Vize Yörükleri, Canbazlar ve Tatarların ocak sayılarının 165 olduğu belirtilmektedir. Yine 1582'de Vize Yörükleri, Canbazlarla beraber 140 ocak, 1584'de de 144 ocak olarak kaydedilmişlerdir.

1609 tarihli Ayn Ali Risalesi'nde Vize Yörükleri'nin ocak sayısı ile ilgili herhangi bir rakam kaydedilmemiştir. Sofyalı Ali Çavuş Kanunnâmesi'nde ise 170 ocak olduğu belirtilmiştir. Evliya Çelebi Rumeli'deki Yörük beyleri arasında Vize Beyi'nin de bulunduğunu kaydetmektedir.

Zaimleri: Vize Yörükleri zaimi aynı zamanda Canbaz Subaşısı, Çingâne ve Vize Müsellemleri zabiti unvanını taşıdığı için bunlardan da ayrı ayrı vergiler almaktadır.Vize Yörükleri'nin 1544 tarihinde zaimi Ramazan Bey, 1557'de Piri Bey, mevcut kayıtlara göre 1574'de yine Piri Bey, 1583-1587 yıllan arasında Hüseyin Bey, 1609 tarihli defterde ise Süleyman Bey'dir.

Vize Yörükleri zaimleri Ayn Ali'ye göre 52.000 akçelik, Sofyalı Ali Çavuş'a göre de 50.000 akçelik zeamet tasarruf etmekteydiler.

Eşkinci ve Yamaklar: Vize Yörükleri'nin eşkincileri ile ilgili olarak 8 Muharrem 987 / 7 Mart 1579 tarihli bir hükümde, “Rumeli'de vaki' olan kadılara hüküm, Vize Yörükleri'nin eşküncüleri beş neferi bir ocak ve canbazları on neferi bir ocak olup içlerinden biri vefat etse diğerleri onun hizmetini görmedikleri bildirilmekle vefat edenin yerini kimler tasarruf ederse hizmetini dahi onların görmesi icab edeceği... ”şeklinde bir kayıt vardır. Buna göre vefat eden eşkincilerin gelirlerini tasarruf edenlerin onların hizmetlerini görmeleri gerektiği bir hükümle teyit edilmiştir.

Vize Yörüklerine ait 1544 tarihli defterde Vize Sancağı'na bağlı Çorlu Nahiyesi'nin Öksüz Köyü ile ilgili bir kayıt vardır. Burada kaydedilen 3 şahıs ile ilgili olarak; “mezkurlar raiyyet oğulları olub emin-i sabık merkumları sehv ile yamak kaydetmiş haliya teftiş olunub vilayet defterine nazar olundukda merhum Ahi Çelebi evkafına mukayyed raiyyetler bulunmağın yamaklıkdan ihraç olunub hâli üzere koyuldular” şeklinde bir kayıt bulunmaktadır. Burada bu üç neferin yamaklıktan çıkarıldığı belirtilmektedir.

Yine 1544 tarihli defterde rastlanılan bir kayıt gerçekten ilgi çekicidir. Buna göre; Eski Baba Nahiyesi'nde bir ocak 5 eşkinci ve 25 yamak şeklinde kaydedilmiştir ki, bu tarihte genel uygulamaya yani 5 eşkinci 20 yamak sayısına ters düşmektedir. Bir ocakta rastlanılan bu kaydın altına ise bir açıklama yapılmıştır. Bu açıklama; “mezkûr ocakda Kalafatçı nam karyede sakin olan on nefer Yörük yamağı için ki sabıka eşküncülerine ellişer akçe verirler imiş. Yol üzere olub ayende ve rıvendeye hidmet ederler avârız-ı divâniyeden muafla senede verdikleri ellişer akçenin nısfı ref oluna deyû ferman olunmağın, her mûceb-i emr-i şerif zikr olan karyede vaki' olan yamaklardan ellişer akçe vereler deyû defter-i cedîd-i sultaniyeye kayd olundu” şeklindedir. Aynı kayıt 1557 tarihli defterde de yer almaktadır. Kalafatçı Köyü'nde oturmakta olan bu 10 yamak, muhtemelen ordunun ve idare müesseselerinin ileri gelen şahsiyetlerinden olan, gelen gidene hizmet etmeleri şartıyla avarız-ı divâniye karşılığı olarak verdikleri 50 akçelik verginin yarısı kaldırılarak buna karşılık başka bir yükümlülük altına konulmuşlardır.

Vize Yörüklerinin nefer sayısı ise şu şekildedir:

 

Görevli Adı

1544

1557

1609

1675

Zaim

1

1

1

-

Yamak-ı Zaim

147

147

-

-

Serasker

4

4

3

-

Yamak-ı serasker

160

160

55

-

Eşkinci

525

535

264

-

Yamak-ı Eşkinci

2.125

2.145

1.650

64

Toplam Nefer

2.942

2.992

1.973

64

Tahmini olarak Vize Yörüklerinin nüfusu XVI. yüzyılda 15.000, XVII. yüzyıl başlarında 10.000, yüzyılın sonunda ise 320 kişi civarındadır.

Yörüklerin Nüfus Durumu

Yörüklerle ilgili tahrirler dikkate alındığında, 1544 yılında bütün Yörüklerin tahrir olunduğu görülmektedir. 1557'de sadece Vize; 1566'da Naldöken ve Ofcabolu; 1574'te Naldöken; 1584-86 arasında Naldöken, Tanrıdağı ve Kocacık; 1591'de Tanrıdağı; 1597'de Naldöken; 1602'de Kocacık: 1641-42'deTanrıdağı, Vize ve Kocacık; 1649'da Naldöken; 1669'da Tanrıdağı: 1675'te ise bütün Yörüklerin tekrar tahrir edildiği defterlerden anlaşılmaktadır. Dolayısıyla da bütün Yörüklerin tahrir edildiği 1544 ve 1675 tarihli tahrirler esas alınarak bu iki tarihte, Yörüklerin ocak sayıları ile tahmini nüfusları burada belirtilmiştir. Aynı zamanda bu iki tarih, Yörüklerin ocak ve nüfus sayısı bakımından 131 yıllık dönem içerisindeki gelişimini takip açısından da önemli bilgiler vermektedir.

Yörüklerin ocak sayısı bakımından en kalabalık olduğu ve bu hususta bize ilk bilgileri veren 1544 tarihli deftere göre Yörükler, ocak sayısı ve yerleştikleri birimler aşağıda gösterilmiştir:

Yörüklerin Rumeli'deki Dağılımı

Yerleşim Birimi

Naldöken

Tanrıdağ

Vize

Ofcabolu

Kocacık

Selanik

Toplam

Ahyolu

1

2

-

-

4

-

7

Akçakızanlık

15

1

-

- ¦

-

1

17

Avret Hisarı

-

-

-

-

-

48

48

Aydos

-

 

-

-

-

3

3

Badracık

-

-

-

-

-

5

5

Burgaz

-

-

3

-

-

-

3

Çatalca

-

-

-

-

-

60

60

Çernova

1

11

-

-

-

4

16

Çirmen

9

-

-

-

-

-

9

Çorlu

- ¦

-

13

-

-

-

13

Dimetoka

-

8

2

-

-

-

10

Dobruca

-

-

-

-

-

6

6

Drama

-

13

-

-

-

-

13

Edirne

1

-

4

-

5

-

10

Eski Baba / Babaeski

-

-

8

-

-

1

9

Eskihisar-ı Zağra

60

-

-

-

-

6

66

Fenar

-

-

-

-

-

23

23

Ferecik

-

6

-

-

-

-

6

Filibe

46

-

-

1

1

10

58

Florina

-

-

-

-

-

36

36

Gümülcine

-

60

-

-

-

-

60

Hamureniç

-

-

-

5

-

-

5

Hasköy

3

-

2

-

-

-

5

Hasköy-Uzuncaova

-

46

-

-

-

1

47

Hayrabolu

-

-

22

-

-

-

22

Hırsova

3

5

-

-

17

2

27

İhtiman

6

-

-

2

-

-

8

İnceğiz

-

-

11

-

-

-

11

İpsala

-

10

-

-

-

-

10

İştib

-

-

-

29

-

-

29

Karacadağ

-

g

-

-

-

-

8

Karin-abad

-

1

-

-

13

-

14

Kelemeriye

-

4

-

-

-

35

39

Keşan

-

3

1

-

-

-

4

Kırk-kilise

-

-

9

-

-

14

23

Lofca

-

-

-

-

-

3

3

Malkara

-

-

7

-

-

-

7

Manastır

-

-

-

-

-

7

7

Niğbolu

1

4

-

.

-

-

5

Ostrova

-

-

-

13

-

-

13

Pınar Hisar

-

-

1

-

-

-

1

PınarDagı

-

-

-

-

-

8

8

Pirlepe

-

-

-

23

-

13

36

Prevadi

-

4

-

-

3

3

10

Rus Kasrı

-

1

-

-

11

-

12

Serfice

-

-

-

-

-

33

33

Silistre

3

15

-

1

5

22

46

Silivri

-

-

2

-

-

-

2

Şumnu

6

12

-

-

8

2

28

Tatarpazarı

19

-

-

1

-

7

27

Tekfur Gölü

1

7

-

-

2

2

12

Temur Hisar

_

1

_

_

.

8

9

Tırnova

4

13

-

2

-

3

22

Usturumca

-

-

-

-

-

28

28

Üsküp

-

-

-

15

-

-

15

Varna

5

32

-

.

14

4

55

Vize

-

-

20

.

-

-

20

Yanbolu

7

-

-

2

21

1

31

Yenice-i Karasu

-

58

-

-

-

-

58

Yenice-i Kızıl Ağaç

3

1

-

-

4

2

10

Yenice-i Vardar

-

-

-

-

-

2

2

Yenice-i Zağra

2

2

-

-

-

1

5

Yenişehir

-

-

‘-

-

-

113

113

Tabloda da görüldüğü gibi 1544 tarihinde yani Yörüklerle ilgili tahrirlerin yapıldığı ilk tarihlerde, Rumeli'de 63 yerleşim biriminde Yörüklerin iskan edilmiş olduğu görülmektedir. Bu yerleşim birimlerinden 27'sinde birkaç tane Yörük grubu birlikte tahrir edilmişlerdir. Bunlardan İhtiman'da 2, Tatarpazarı'nda 3, Filibe'de 4, Yenice-i Kızıl Ağaç'ta 4, Edirne'de 3, Yanbolu'da 4, Ahyolu'da 3, Şumnu, Varna, Hırsova, Tırnova, Tekfur Gölü'nde 4'er ve Silistre'de ise 5 farklı Yörük grubunun kaydedildiği tespit edilmiştir.

Yörük gruplarının 1544-1675 yılları arasındaki ocak sayıları ise şu şekildedir:

Rumeli Yörükleri

Tarihler

Naldöken

Tanrıdağı

Vize

Ofcabolu

Kocacık

Selanik

Toplam

1544

196

328

105

94

132

402

1.257

1557

-

-

107

-

-

-

107

1566

216

-

-

97

-

-

313

1574

231

-

-

-

-

-

321

1584-85

243

423

-

-

182

-

848

1591

-

426

-

-

-

-

426

1597

243

-

-

-

-

-

243

1602

233

-

-

-

-

-

233

1609

110

-

53

-

-

-

163

1637

-

-

-

-

65

-

65

1641-42

-

141

30

-

18

-

189

1649

69

-

-

-

-

-

69

1669

. -

96

-

-

-

-

96

1675

69

144

32

18

18

162

443

Tabloda görüldüğü üzere 1544 tarihinde 6 Yörük grubunun toplam ocak sayısı 1.257'dir. Bundan 131 yıl sonra ise büyük bir azalma göstererek 443 ocağa düşmüştür.

1544 ile 1675 yıllarında Yörüklerin nefer sayısı bakımından durumu ise şu şekildedir:

Yörük Adı

1544 Nefer Sayısı

%

1675 Nefer Sayısı

%

Kocacık

3.342

10

36

0.9

Naldöken

5.240

15

138

3.4

Ofcabolu

2.352

6

36

0.9

Selanik

12.832

36

324

8

Tanrıdağı

8.697

25

3.457

85.2

Vize

2.942

8

64

1.6

Toplam

35.405

 

4.055

 

Burada görüldüğü gibi 1544'te Yörüklerin nefer sayısı 35.405 iken, 1675'te çok büyük bir oranda düşerek 4.055'e gerilemiştir. Yörükler içerisinde en kalabalık grup ise % 36'lık oranla Selanik Yörükleri olup onları % 25'lik oranla Tanrıdağı ve % 15'lik oranla Naldöken Yörükleri takip etmektedir. En az grup ise %6'lık oranla Ofcabolu Yörükleri'dir. Yörük teşkilâtının büyük bir inkıraza uğradığı XVII. yüzyılın ikinci yarısında ise ocak sayılarında çok büyük düşüşler olmuştur. Nitekim 1675'te ise en büyük Yörük grubu %85.2'lik oran ile Tanrıdağı Yörükleri olup onları % 8 ile Selanik ve % 3.4 ile de Naldöken Yörükleri takip etmektedir. Ofcabolu ve Kocacık Yörükleri ise sadece % 0.9'ar bir orana sahiptir.

1544 ve 1675 tarihleri arasında, yani ilk ve son tahrirlerde elde edilen bilgilere göre Yörüklerin tahmini nüfusu ise şu şekilde gösterilebilir 180 :

Yörüklerin Tahmini Nüfusu

Vörük Adı

1544

%

1675

%

Kocacık

16.710

9.4

180

0.9

Naldöken

26.200

14.8

690

3.4

Ofcabolu

11.760

6.6

180

0.9

Selanik

64.160

36.3

1.620

8

Tanrıdağı

43.485

24.6

17.285

85.2

Vize

14.710

8.3

320

1.6

Toplam

177.025

 

20.275

 

Burada Yörüklerin toplam nefer sayısı ele alınarak, hane sayısı olarak kabul edilen 5 sayısı ile çarpılmış yaklaşık bir rakam ortaya konulmuştur.

Tabloda da görüldüğü gibi Yörüklerin 1544'de tahmini olarak nüfusu 177.025 idi. 1675'de ise 20.275'e düşmüştür.

 

Makedonya Yörükleri

Yazı ve Fotoğraflar: Sinan Anadol, Atlas Dergisi, Temmuz 2001

Makedonya'da Osmanlı hakimiyetinin sona ermesiyle Trakya ve Anadolu'ya doğru hızlı bir göç yaşandı. Ama Plaçkovica Dağları'nda elliye yakın Yörük köyü var. Bu köylerde hala ne göç bitiyor, ne de göç bu köyleri bitirebiliyor.

Radoviş kasabasında her cumartesi kurulan pazaryerini çevredeki Türk köylerinden alış­verişe gelen alacalı elbiseleriyle Yörük ka­dınları dolduruyor. Pazaryerinden bakanla­rın gördüğü ise Yunanistan'dan getirilen kahvelerin (frappe) buzlu-kremalı servis yapıldığı modern kafeler. Satıcı gömlekleri gösteriyor “Ne istersin abla. Beyaz mi kara mi?” “Alacali olsin.” Bir başka köşede kendilerini Türk kabul eden Romanlar alışverişte: “Bunlar kaç pa­ra?” “Sen bekar karisin. Ver otuz.”

Balkanlar'da Osmanlı'nın hakimiyetinin sona erme­siyle, Anadolu topraklarına ve Doğu Trakya'ya doğru hızlı bir göç yaşanmış. Türkler, kendilerini Türk kabul eden halklar, Hıristiyanlaşan toplumda yaşamak iste­meyen Müslüman halklar ya da Balkan Savaşı'yla yurt­larından sürülen insanlar hep terk etmişler bu toprak­ları. Küçülen topluluklar ise Türkiye'de daha iyi yaşam­lar kurmuş aile bireylerinin peşi sıra dönmüşler anava­tana. Kalanlar için ise kararsız geçen bir yaşam hakim olmuş benliklerde. Dönmekle kalmak arasında gidip gelen, anavatan olarak hangi coğrafyanın kabul edil­mesi, hatta Atatürk'ün “vatanı kurtarırken” nereden başlaması gerektiği tartışmaları hep öne çıkıyor Bal­kanlar'da.

Kalmayı tercih edenlerden büyükçe bir kesimi Yörükler oluşturuyor Balkanlar'da. Bulgaristan'ın Türkiye ile yakınlaştığı Kırca Ali kasabası ve civar köylerinde oldu­ğu gibi, Makedonya'nın da Bulgaristan ile yaklaştığı Plaçkovica Dağları'ndan ayrılmayan Yörükler, buradaki Radoviş ve İştip kasabalarının çevresinde, elliye yakın köyde yaşamaya devam ediyorlar. Nüfusu en kalabalık Kocalı'nın yanı sıra, Alikoç, Pırnali, Süpürge, Kulağızlı, Buçum ve Poçuval bunlardan yalnızca birkaçı.

Pazarı geçer geçmez dağa doğru kıvrılıyoruz araba­mızla. Beş dakikada ulaşacağız köye. “Birkaç yıl önce bir çamur olurdu bu yollar, traktör geçemezdi” diyor Mümin. Mümin, Kocalı (Koca Ali) köyünden. Kendile­rine diğer Makedonya Yörüklerinin aksine, utanmadan “Yörük” diyenlerin köyünden. Ova Yörükleri gibi bere­ketli bir coğrafyanın değil, dağların ve yaylaların Yö­rükleri bu insanlar.

Derin bir sessizlik hakim Mümin'in tavırlarında. Ka­rısı ve çocuğuyla Türkiye vatandaşlığına geçmek ve Ma­kedonya vatandaşlığından çıkmak için gerekli tüm iş­lemleri bitirmiş. Bir defaya mahsus kullanabilecekleri özel pasaportları ceplerinde; Sultanbeyli'ye gidiş için artık gün sayıyorlar. Onun aksine, şen şakrak kardeşi Emin: “Babam birkaç kez son anda vazgeçti göçmek­ten” diyor. “Bu köyde göç bitmez. Göç de bitmez, köy de bitmez. Bak bir zamanlar kırk beş haneye kadar in­miş ama şimdi yüz otuz hane.” Almanya'da verdiği do­kuz yıllık savaş sonunda yüklü bir para ve bir Mercedes minibüsle köye dönmüş Emin. Şimdi bakkal/kahveha­ne birleşimi dükkânını işletiyor. “Ben de göçücem Tür­kiye'ye. Çorlu tarafında iş var diyorlar.”

Köydeki taş mimari, aralara yerleştirilen kütük siste­miyle ve Ege'deki gibi mutfak niyetine kullanılan balkonlarıyla özel bir konuma getiriyor burayı. Aynı tepe­lere kurulu diğer üç köyle birlikte, Makedonya Yörükle­rinin kültürel kalesi konumunda. Ancak camiyle birlik­te köye giren ve yer yer estetiği bozan tuğla, sonun baş­langıcını getirmiş. Emin sorgulayan, yaptıklarının doğ­ru mu yanlış mı olduğunu benim tavırlarımda tartma­ya çalışan gözlerle anlatıyor caminin hikâyesini.

Bir gün bir hoca geliyor köye, Tetovo'dan. Türkçe adıyla Kalkandelen'den. Hoca Müslüman. Hoca Arnavut. Hoca akıl veriyor ahaliye. “Caminiz eskimiş” diyor, “üç yüz yıllık bu bina size ayıp”. Tartışılıyor köyde söy­ledikleri. Yaşlılar karşı çıkıyor ama nafile. Gençler, Hü­seyin Amca'nın deyimiyle “Başka yola bakarlar” Kocalı'da. Dilim varmıyor da söyleyeyim yine de: Tuğla, çi­mento, plastik kapı pencere, sıvasız, üstü filizli tek kat bir şey var bugün caminin yerinde. Hızla uzaklaşıyoruz köyün yukarı mahallesine.

Emin'in annesi aç gelen misafire çabucacık bir yer sofrası hazırlıyor. Makedonya'ya özel kurufasulye tam ortada. Küp içinde, ağır odun ateşinde, çok yavaş pişen bu fasulye, baharat kullanılmamasına rağmen yedikle­rimin en lezzetlisi. Cacık, beyazpeynir, domates, taze biber, bir de közlenmiş ve lor peyniriyle karıştırılmış sivribiber var sofrada. Ev ekmeği bitmiş. Kasabadan alınan somun ile bir lezzet bahçesine dalıyoruz. Orta­dan paylaşılarak yenilen yemek daha da bereketleniyor.

Anne, köydeki tüm kadınlar hatta yürümesini yeni öğrenmiş kız çocukları dahil, tüm hanımlar gibi rengarenk. Sırtlarında ilkbaharın renklerini taşıyorlar. Bir gelincik tarlası gibi şalvarlar görüyorsunuz sokak­larda; karşıdan bir afyon tarlası geliyor. Bir bakıyorsu­nuz, elmaşekeri suratlı bir afacan, menekşe tarlası gibi avludan fırlıyor. Doğadaki alaca renklerin hakimiyeti yansımış burada yaşamlara. Ölümlere ise Makedon­ya'nın her yerinde ortak gördüğüm, Orta Asya'dakilerin benzerleri, sade kaya mezar taşları.

Cebinden çıkardığı mermerimsi beyaz taşın üstüne dikkatlice oturtuyor kavı Hüseyin Amca. Kav, kayın ağacının dalları arasında oluşan bir tür mantar. Küllü suda birkaç kez yıkanarak yumuşatılan kavı teğet geçe­rek metal bir demir parçası ile taşa vuruyor. Çıkan kı­vılcımın kavı tutuşturması için ikinci bir darbe gerek­miyor, içten içe yanmaya başlayan bu sünger benzeri maddeyi çarçabuk sigarasına götürüyor Hüseyin Amca. Derin bir nefes çekiyor önce. “Sigaranın tadı başka olu­yor kavla.” “Haa. Ne diyordum. O zamannaa böyle utubüslee yok. Te İstambul'dan yörüğye yörüğye gideeleemiş. Onun için Yöğrük kalmış bizim adımız.”

Kocalı mezarlığı, Plaçkovica Dağları'ndaki en büyük Türk mezarlığı. Ulu ağaçların gölgesinde sayısız taş, yarı gömülü, kimisi yarıdan da fazla.

Bir ağaçtan kalan boşlukta hayal ediyorum. Kovu­ğunda mum yakılan, para bırakılan... Şimdi kül olmuş. Ama kökü duruyor. Anlattılar, dinledim. Duyduklarımla hayal edebiliyorum ancak. İnce bir mum yanarmış sürekli. Bir de para bırakırmış gelen geçen, ihtiyacı olan alsın diye. Kovukta mum ağaca zarar vermeden yanarmış. Bu hassas dengenin, her yolcu için bir test, bir duyarlılık gösterme, bir göz nuru akıtma, el emeği gerektirecek bir uğraş haline geldiğini hayal ettim. Öy­le ya, mumu yakan biraz daha dikkatsiz olsa ağaç yanacak. Hem mum yanacak hem ağaç zarar görmeyecek bi­çimde düzen kurmak dikkat gerektiriyor her seferinde.

El emeği gerektiriyor. Gözden akan nur ile iş yaptı­nız mı siz hiç? Tüm farkındalığınızı o noktaya toplaya­rak! Üç yılda dikermiş evin kadınları oğula gömleği, sa­vaşta giysin diye. Bir omuzu bir kadir gecesinde biter­miş örneğin; okuna üflene kocaman bir muska olurmuş gömlek, kalkandan daha korunaklı.

Arnavut militanların öldürdüğü sekiz polis ve askere karşılık Manastır'da Makedonların kundakladığı kırk Arnavut ve Türk'ün dükkanı, üstlerine çizilen gamalı haçlar... Birkaç gün önce taze izlerini gördüğüm bu yı­kım telaşı benliğimde kalıcı izler bıraktı. Bu kültürel zenginliğin farkına varmadan şımarık bir cepheleşmeye kendilerini sıkıştırmalarını anlamıyorum. Alacalı bir toplumun “etnik temizlik” öncesinde kendilerini siyah ya da beyaz kutuplara yöneltmelerinde haksızlığa uğra­yanın Balkan kültürü olacağını düşünüyorum.

Ovalarda yaşanan çekişmeden bunca uzak kalabil­miş, pırıl pırıl insanların köyünde ise modern dünyanın içten içe kazıdığı kimliksizlik sarsıyor beni. Kadınlar giysileriyle kafa tutuyor bu eriyişe, tüm gezegende göz­lemlendiği şekliyle. Taş evler birer birer çöküyor, göçün uzaklara sürüklediği ailelerin ardında. Varoluş, sağlam çimento temelli tuğla ev yapmaya endeksli de değil el­bet. Umut, ikinci katın tavanında açık bırakılan demir filizleriyle sınırlı. Kader ise çoktan gülüp geçmiştir bu yoldan, evrim şart koşmuştur değişimi.

Köyün tüm erkek çocuklarına misket dağıttım dün. Kimine bir, kimine altı. Herkes eşit dağıtmadığımı gör­dü. Misket oynayan iki kız: “Bize de” dedi. “Bende yok, kimde varsa bu iki kızla paylaşsın” dedim. Israr üstüne ısrar. Ama kimse misketini vermedi. Ben cebimden so­nuncu misketi çıkarttım ve sordum: “Bir misket kaldı, kimin olsun?” ikisi de “Benim” diye ısrar etti. “Onun ol­sun” diyen çıkmadı.

Acaba o ağaç yanmamış olsaydı, bu çocukların aile terbiyesi nasıl olurdu diye düşündüm durdum. Veya misketler eşit paylaşılsaydı, o ağaç yanar mıydı?

 



 

.....
sayfa başına dön


 

 
Nutuk (Sesli ve Görsel)
 
Etkinlik Takvimi
, 2019
PzrPztSalÇrşPrşCumCts
1 2
3 4 5 6 7 8 9
10 11 12 13 14 15 16
17 18 19 20 21 22 23
24 25 26 27 28
 
 
 
 
 
Copyright Aralık 2002 © balkanpazar.org
tasarım ve uygulama Artgrafi.net